Çıkacak kartın rengi
Son zamanlarda kafayı bizde kibarca ‘sportmenlik’ sözcüğüyle karşılanan ‘fair play’ kavramına takmış durumdayım.
İnternet ansiklopedisi Vikipedi kavramı şöyle özetliyor:
“Sportmenlik ya da sportif erdem (İngilizce: Fair-Play), sporda kurallara uymaktan da öte belli bir davranış tarzını sergileyen bir terim. Rakibe saygı ve ona fizyolojik ve psikolojik açıdan zarar vermeme özenidir. Rakip, bir düşman olarak değil, oyunun bir parçası olarak görülür ve yoğun mücadelede bile rakibin onuruna saygı duyulur. Fair-Play, oyunda hileye ve şiddete başvurmamak anlamına da gelmektedir.”
Kavramın zihnimi meşgul etmesi güncel siyaset ile yakından ilişkili; ancak İngiltere’de Premier Lig’te yaşanan bir ‘skandalı’ yan gözle izlememin de bunda payı var.
Manchester City’nin ‘fair play’ ile başı dertte çünkü.
Yalnız ülkesinin değil bütün dünyanın futbolseverlerinin maçlarını izlemekten zevk aldığı bir takım City. Dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı teknik direktörlerinden Pep Guardiola’nın son on yıl boyunca uyguladığı kendine özel taktiklerle defalarca şampiyonluk kupası kaldırmış, futbolun bütün kupalarını aynı yıl kazanma becerisi göstermişti.
Şi̇mdi kupalarının elinden alınması, hatta Premier Lig’ten kovulması gündemde…
Premier Lig’in bağımsız komisyonu, City’ye yöneltilen 115 mali kural ihlalinin 114’ünde kulübü suçlu buldu.
Kulübün Abu Dabi Emirliği ile irtibatlı sahipleri bir dizi yanlışlık yapmış…
Guardiola, karar açıklanmadan önce, on yılını doldurduğu Manchester City’deki teknik direktörlük........
