‘Körler Ülkesi’nin makbul vatandaşları
Kitle psikolojisi, aynı gruba mensup insanların birbirlerini bir silsile hâlinde anlayış, düşünce, zevk ve davranış biçimi olarak onaylaması ve tekrarlamasıdır denebilir. Kolektif bir döngü!.. Kitle, ‘farklı tek’leri kabule de pek yanaşmaz, hatta aykırı olduğu gerekçesiyle reddeder ya da ancak baş eğerse kabul eder.
Geçen hafta Andre Gide’in “Pastoral Senfoni”sinden hareketle körlüğün masumiyeti üzerinde durmuştum. Gide, romanında hayatın kötülükle iç içe olduğu, bu nedenle görmenin/ bilmenin insanı günahla yüz yüze getirdiği ve mutsuz kıldığı iddiasını tartışıyordu. H. G. Wells’in “Körler Ülkesi” (Çev. Evrim Öncül, Kolektif Kitap, 2015) adlı uzun öyküsü de ‘görme’yle ilgili, ama görme vasıtasıyla ilk paragrafta kısaca bahsettiğim ‘kitle’nin gerçeklik ve makbullükle bağını konu ediniyor.
Bu öyküde kitle/ cemaat, hayatlarında hiç görmemiş, gözün ve görmenin ne olduğunu bilmeyen ‘körler’den oluşur. Körlük, “Körler Ülkesi”nde makbul ve meşru vatandaş olmanın aslî ortak vasfıdır. Onların kendilerine -körlüğe- özgü bir kozmos ve dünya algıları, köken ve varoluşa ilişkin ‘kolektif bir hafıza’ları ve anlatıları vardır; dünya ve gerçek yaşadıkları ülkeden ve kendi normlarından ibarettir.
Acaba böyle, hayatta hiç görmemiş, gözleri olmayanların........
