menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Silivri sembolizmi içinde adalet arayışı

146 0
thursday

Silivri’nin sembolleştiği bir zamanda yeni bir adli yıl açılışı gerçekleşti.

Silivri neden sembolleşti?

Çünkü o eksende yargının siyasallaşması, yargıya güvenin aşınması, siyasi hesaplaşmanın Yargı üzerinden gerçekleşmesi, yargının bağımsızlığı gibi her ülke için temel konular tartışılıyor.

İktidara yakın medyanın “İmamoğlu’nun işi bitti” kampanyaları yürüttüğü bir zamanda, İmamoğlu, 500 günlük tutukluluğuna ve bunun daha ne kadar süreceği belirsiz olmasına rağmen henüz savunmasını bile yapmamışken, “siyaseten işinin bittiği” yazılıp çiziliyorsa, orada hukuktan ziyade siyasi hesaplaşmanın bulunduğu değerlendirmelerini yabana atmak mümkün değildir.

Adli Yıl açılış toplantısında Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, “Bir devleti gerçekten güçlü kılan, vatandaşının o devletin adaletine duyduğu güvendir” dedi.

Bu söz, vatandaş nezdinde Yargıya güvenin yüzde 20’lere düşmüş olması ile bir ilişkisi yok mudur?

Sayın Kerkez aynı konuşmada “Hakim hiçbir korku veya beklenti içinde olmadan kararını verir” ifadesine de yer verdi. Bu cümlenin de cari işleyişte kimi dâvâlarda kararı hoşa gitmeyen yargıçların tenzil-i rütbeye uğratılması ile alakası yok mudur?

Bunlar, sonuçta sistem içindeki bir kişinin, söyleyebildikleridir. Anayasa Mahkemesi Başkanları da bir çok ortamda benzeri ilkesel uyarılarda bulunmaktadır.

Aynı toplantıda, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan’ın Cumhurbaşkanı vekili Cevdet Yılmaz’ın önünde söyledikleri ise çok daha çarpıcıdır.

Erinç Sağkan “yargı – siyaset ilişkisi” üzerine şunları söyledi meselâ:

“-Bugün Türkiye’de üzerinde ciddiyetle durmamız gereken sorunlardan biri de siyasetin dili ile yargının dilinin giderek birbirine........

© Karar