AYNADAKİ DÜŞMAN
Modern tarih, kibrin ve bağnazlığın teknolojiyle birleştiğinde ne kadar yıkıcı olabileceğine dair pek çok derslerle doludur. Ancak 2026 yılının ilk aylarında tanıklık ettiğimiz ABD-İsrail ve İran gerilimi, bu derslerin en kanlısı ve en öğreticisi olarak kayıtlara geçmiştir.
Bugün gelinen noktada taraflar halklarına zafer hikâyeleri anlatsa da, hakikat toz dumanın ardında tüm çıplaklığıyla duruyor: **Bu savaşın bir kazananı yok, ancak kaybedeni tüm insanlık.**
Sürecin fitilini ateşleyen en büyük etkenlerden biri, İsrail’in "mutlak güvenlik" arayışı adı altında yürüttüğü kontrolsüz güç politikasıydı. Tel Aviv yönetimi, teknolojik üstünlüğünü ve arkasındaki devasa ABD desteğini bir "dokunulmazlık zırhı" olarak gördü. Savaş çığırtkanlığı, diplomasiyi bir zayıflık belirtisi olarak niteleyen radikal söylemlerle birleşince, bölge geri dönülemez bir yıkım sürecine girdi.
Ancak İsrail ve Amerika bu süreçte gücün her şey olmadığını çok acı bir şekilde tecrübe ettiler.
Demir Kubbe gibi ileri teknoloji sistemlerinin bile yerle yeksan olduğu, modern bir ordunun geleneksel direnç karşısında nasıl çaresiz kalıp Trump’un sloganlarına muhtaç kaldığı görüldü.........
