menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Taraftar; galibiyetin sahibi, mağlubiyetin celladı mı olmalı?

18 0
16.09.2026

Değerli dostlar, Futbolu gerçekten seviyor muyuz, yoksa yalnızca kazanan takımın sunduğu mutluluğu mu tüketiyoruz? Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Taraftar mıyız, tüketici mi?

Sahada 22 futbolcu mücadele ediyor olabilir; tribünde ve ekran başında milyonlarca insan ise futbolun iklimini belirliyor. Futbol üzerine yazarken futbolcuyu, teknik direktörü, yöneticiyi ve federasyonu konuşuyoruz. Ama bugün biraz da aynaya bakalım.

BİR MAĞLUBİYET, HAFIZAMIZI NEDEN BU KADAR ÇABUK SİLİYOR?

Türk futbolunda kökleşmiş bir refleksimiz var.

Takım kazanırken herkes kahraman; teknik direktör “hocamız”, başkan “efsane”, futbolcu “aslan”, tribünler “muhteşem”.

Birkaç kötü sonuç geldiğinde ise aynı insanlar bir anda değersizleşiyor:

“İstifa!”, “Git!”, “Defol!”

Daha dün yere göğe sığdıramadığımız futbolcu bugün yetersiz, geçen sezon saygı duyduğumuz teknik adam bugün futboldan anlamıyor, kulübü yıllarca ayakta tutan başkan ise bütün sorunların kaynağına dönüşüyor.

Değişen gerçekten onlar mı? Yoksa biz sonucu bekleyemeyecek kadar mı sabırsızlandık?

GÖZTEPE ÜZERİNDEN AYNAYA BAKALIM

Göztepe bugün Süper Lig'de. Kulübün yakın geçmişi düşünüldüğünde bu küçümsenecek bir başarı değil.

Ancak TFF'nin 2026-27 sezonunun ilk beş maçına ilişkin resmi kayıtlarına göre Göztepe beklenen başlangıcı yapamadı:

Samsunspor deplasmanında 3-3, Gençlerbirliği karşısında 0-1, Galatasaray deplasmanında 2-3, Gaziantep FK karşısında 2-4 ve Alanyaspor deplasmanında 2-2.

Bu sonuçlarla Göztepe ilk beş maç sonunda iki puanda kaldı.

Özellikle Gaziantep FK mağlubiyetinin ardından tribün tepkisinin arttığı ve kaleci Luka Gugeshashvili ile bazı taraftarlar arasında gerilim yaşandığı çeşitli haberlerde aktarıldı. Ayrıntılar konusunda kulüp ve güvenilir haber kayıtları esas alınmalı; sosyal medya paylaşımları tek başına kesin kanıt sayılmamalıdır.

Taraftar kötü futbolu eleştirebilir, hesap sorabilir ve yönetimden daha iyisini isteyebilir. Ancak taraftarlığı yalnızca itirazdan ibaret görürsek önemli bir parçayı eksik bırakırız:

BİRKAÇ KÖTÜ SONUÇ, YILLARCA SÜREN EMEĞİ SİLER Mİ?

Göztepe bir zamanlar amatör liglerden yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir kulüptü. Bugün Süper Lig'de; Gürsel Aksel Stadı, kurumsal yapılanması, sponsorlukları, altyapı çalışmaları ve farklı branşları bulunan büyük bir spor kulübü yapısına sahip.

Kulübün 100. yıl lansmanında 17 branşta 4.000'in üzerinde sporcunun bulunduğu açıklanmıştı. Güncel sayıların değişebileceği unutulmamalıdır.

Göztepe ayrıca sponsorluklarla finansal yapısını güçlendirmeye ve branşlarını büyütmeye çalışıyor. Bu çalışmaların finansal etkisi için kulübün ve ilgili şirketlerin resmi açıklamalarına bakmak gerekir.

Bütün bu tabloyu bir kenara bırakıp birkaç maçın sonucuna bakarak “Hiçbir şey yapılmıyor.” demek ne kadar adil?

MEHMET SEPİL MESELESİ

Bir yöneticiyi sevmek zorunda değiliz; bir başkanı eleştirmek de taraftarın hakkıdır. Ancak bir insanın kulübe katkısını değerlendirirken kişisel hoşnutsuzluklarımızı ortaya konan emeğin önüne koymamalıyız.

Mehmet Sepil döneminde Göztepe'nin amatörden Süper Lig'e uzanan hikâyesinde ciddi bir emek ve finansal sorumluluk üstlenildiği, kulübün resmi tarihçesi ve döneme ilişkin haberlerle desteklenmektedir. “Amatörden Süper Lig'e” ifadesi sportif yükselişi özetleyen bir anlatımdır; dönemsel lig statüleri ve şirketleşme süreci için TFF ve kulübün resmi kayıtları esas alınmalıdır.

Bugün beğenmediğimiz bir kararı eleştirebiliriz. Ama “Bu kulüp için ne yaptın?” diye sorarken geçmişte yapılanları da hatırlamak zorundayız.

Bir iki kötü sonuçtan sonra teknik direktörün değişmesini, başkanın istifa etmesini, futbolcunun ıslıklanmasını istiyoruz. Sosyal medyada eleştiriyi hakarete taşıyoruz.

Çünkü futbolu giderek bir sonuç tüketim ürününe dönüştürüyoruz:

Kazanırsak mutlu, kaybedersek öfkeli, berabere kalırsak........

© İz Gazete