Kendinle Buluşmadan Başkasına Randevu Verme
SORUNLAR yumağından farkımız yok. Dolandıkça dolanmışız. Menfiliklerin çarkına kapılmışız. Issız ve çaresiz hisler içindeyiz. Çıkışımız yok sanki. Bu hâl bir yandan ruhumuzu boğarken diğer taraftan da aşırı kontrol dürtüsünü tetikliyor.
Ne kadar kendi dışımızda dolaşırsak dolaşalım, nafile.
HAYATIMIZDA ne varsa sorumlusu biziz. Çünkü ana sebep başkası değil, kendimiziz.
Olumlu duyguların olduğu gibi olumsuz hislerin de ana aktörü bizleriz.
Dış faktörler elbette var. Onlardan etkileniyoruz. Çünkü insan böyle bir varlık.
Tabiatın değişen mevsimlerinden tesir altında kaldığımız gibi duygudurum değişimlerinden de aynı oranda hatta daha fazla etkileniriz.
O halde ortaya çıkan nedir? Yönetebilmek…
HÂDİSELERİ okuyamadığımızda anlayamayız. Anlamadığımızı ise yönetemeyiz. Yönlendiremeyiz.
Bunun için olayları açık bir zihin, faal bir akıl ve hisseden kalbin ortak tavrıyla analiz etmeliyiz. Meydana gelen hâdiselerden, sonrakisi hakkında öngörü kazanmalıyız. Bu ise yaratılış sistemi üzerinde düşünmekle ve vahyin bu konuda ne söylediğine odaklanmakla mümkün.
KONTROL önemli, evet. Ama abartılmamalı da. Sınırlar zorlanmamalıdır. Ölçüp biçmek elzem, kabul. Önünü ardını araştırmadan hiçbir konuda teşebbüse geçmemeli, buna da itiraz etmeyiz ancak bir kıvamı yok mudur?
Başlangıç ve bitiş noktaları belirlenmemiş midir?
Zihni hazırlık safhasından geçmediler mi?
Bir müddet muhayyilemizde bizimle seyahat etmemişler midir?
Hiçbir olaydan kendilerini mesul saymazlar. Kabahat daima başkalarındadır. Düşüncesi ikili sistem üzerinden işleyen bu kişiler daima “Ben” ve “Onlar” şeklinde bakarlar. Genellikle de “Onlar” diyen bölüm baskın çıkar. Eylemlerinin sorumluluğunu almayıp uygun gördüğünü suçlamaya başlar.
Oysa suçlayıcı tavır kişinin kendisine kurduğu en acımasız tuzaklardandır. Nefsini muhasebeye tabi tutma, olayların kök nedenlerini analiz etme, veriye dayalı düşünme ve bunların ortak noktasını alarak hüküm kurma gücünden kişinin kendisini mahrum bırakması kötülük olarak yeter. Başkasının ona zarar eriştirmesini beklemesine lüzum yok.
ÖZLEDİĞİM bir büyüğümü aramış ve hasretimden dem vurarak “Buluşabilir miyiz?” demiştim. Olumlu bir cevap beklerken sükût-ü hayale uğradım. Duyduğum cümlenin ağırlığı omuzlarımı çökertmişti. Hatırladıkça hâlâ irkilirim. Şöyle demişti: “Kendinle buluşmadan başkasına randevu verme.”
Cehaletin verdiği şımarıklıkla “Ben hep kendimleyim efendim” demiştim meramını anlamadan.
BAZI kayalar sert olur. Olmalıdır da…
Şamar, uyandırmak içindir. Uyumak, uyanmak için. Gitmek, dönmek için. Nîda ses vermek için…
Aradan geçen yıllar ustanın “Önce kendinle barışmalısın, sulhu kendine ırak tutma” demek istediğini anlamıştım. Ama içeriğinin bununla sınırlı olmadığını da hissediyordum.
Günler, haftalar üst üste devrilse de sözün tesiri devam ediyordu. Kişniş değil demir leblebiydi. Kırması güçtü. Ne kadar çaba göstersem eksik bir yanı kalıyordu. Hatırlatıp açmasını istediğimde kızmasını beklerken memnun olduğunu fark ettim tebessümünden… Çevresindekiler dağılırken kulağıma eğilip “Tenhada konuşalım imanım” demişti de havalara uçmuştum.
O anlattı ben dinledim. Ben sordum o cevapladı.
KENDİSİYLE buluşup barışmayanlar başkasına randevu vermemeli.
Şahsını ıslah etmeyenler başkasını ıslaha çağırmamalı.
Olgunlaşmamışlar bu posta bürünerek başkalarına kemâlat vadetmemeli.
Hazmedilmeyen bilgiler muhatapta da hazımsızlığa sebeptir.
Çekip çıkarmak demek olan idrake ermeyenler başkalarını bu meydana çağırmamalı.
Kendi yolunu istikametten ayırıp sarpa vuranlar başkalarını sırat-ı müstakime çağırmamalı.
Kendileriyle buluşmayanların başkalarına randevu verme hakları olmadığı kavranmalı.
MUHTEŞEM bir hayat dersiydi.
Satırdan tahsil edilenlerden değil sadırdan intişar edenlerdendi.
Ki, hakikat bunu gerektirir.
Hakikatin hakkı hakikat, marifetin karşılığı marifettir.
Kişi karşılığını kendi öz nefsinde bulmadığı meselelere başkalarını dahil etmemeli.
Anladığım şuydu: Bu tarz davranış hamlığın en ham hâli…
Bir nevi yol kesicilik durumu… Diğer adıyla manevi dolandırıcılık. Cin olmadan çarpma üçkağıtçılığı…
Peki, günümüzde karşılığı var mı dersiniz ben de size sorayım, yok mu?
