Ah Ulan Kadir
MEVLUT amcanın oğluydu. Kendinden büyük ağabeyleri olduğu gibi küçük kardeşleri de vardı. Hafif topak, boydan biraz kısa ama haşarılıkta eline su dökülemeyecek olan Kadir araya sıkışmış bir çocuk gibiydi. Köyün maskotuydu. Bilhassa da kendisinden büyücek olanların…
Süratine yetişmenin zor olduğu Kadir tamamen komutla çalışıyordu. Kendisine bir direktif verildiğinde asla önünü arkasını düşünmez, söyleneni harfi harfine yapar ve büyük bir başarı kazanmışçasına hızını düşürerek hafiften sağa sola yalpalayarak “Aferin” almak için dönerdi. Bu haşarı çocuk bir “Aferin” için dünyayı yakabilirdi.
Yaş olarak yetişkin olmuş ama erişkin olamamış, uzamış ergenlik yaşayan kimilerinin tüm eğlencesi oydu. Uzaktan gördüklerinde “Ah ulan Kadir” derlerdi. Kadir ise vazifesini yerine getirmeye her an amade bir er gibi koşarak sese gelir ve “Buradayım” diye tekmil verirdi. Etrafını çevreleyenler ise iştahla gülüp eğlenerek ona yine olmayacak bir iş bulurlardı.
BİR defasında köy tarlalarının sonunu göstererek, ki epeyce uzak bir mesafeydi, Kadir’e “Oraya kadar hiç durup dinlenmeden koşup geri gelebilir misin?” demişlerdi.
Gözünde uzaklık, büyüklük, zorluk gibi kavramlar bulunmayan Kadir “Yaparım tabi ne var ki onda” diye cevaplayınca “Haydi o zaman göster kendini” cümlesini duyar duymaz depara kalkarak koşmaya başlamıştı. O uzaklaşınca yine neredeyse hep bir ağızdan “Ah ulan Kadir” cümlesini söyleyerek, bu imkânsız demek istemişlerdi.
Bir süre sonra Kadir dili dışarda kan ter içinde dönünce herkes şaşırmış ve kollektif bir “Aferin” armağan etmişlerdi.
BU durum zamanla kökleşti. Hem ona olmadık işler yaptıranlar hem de Kadir buna alıştı. Kadir her geldiğinde “Haydi bana yapamayacağım bir söyleyin dercesine” elini ceplerine sokuyor ve kendi etrafında daire çizerek yeni vazife tevdi edilene kadar bir nevi meydan........
