menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kamu Kurumları Diyanet Fon! Çürümenin Ne Başı Ne Dibi Belli!

25 0
sunday

Türkiye’de artık bir devletten bahsetmek neredeyse imkânsız. Türkiye’de artık ahlaktan bahsetmek neredeyse imkânsız. Türkiye’de artık hukuktan bahsetmek nerdeyse imkânsız. Diyanetin ’in, Hacc, umre ve hatta Filistin için toplanan hayır ve yardım paralarının bile Fon adı altında iç ve hiç edildiği bir yerde çürümenin boyutlarını tespit edebilmekte imkansız.

BİR MİLYONUN, BİR MİLYARIN HESABI SORULUR; PEKİ YA ALLAH RIZASI İÇİN VERİLEN EMANETİN?

Bazı skandallar vardır; yalnızca parayı değil, insanın devlete, kurumlara, hukuk ve adalete olan inancını da tüketir. Bazı iddialar vardır; yalnızca bir bilançoyu değil, toplumun vicdanını da taa temelden sarsar. Bazı olaylar vardır ki insanı şu soruyla baş başa bırakır: Bu ülkede artık hiçbir kutsal değer, hiçbir emanet ve hiçbir insanın alın teri dokunulmaz değil mi? Her şey ve herkes bu kadar mı başıboş!

Türkiye’yi sarsan fon soruşturması, bugün yalnızca yatırımcıların kayıpları üzerinden tartışılabilecek bir mesele olmaktan çıkmıştır. Türkiye Sigorta’nın milyarlarca liralık yatırımları, İşsizlik Sigortası Fonu’nun finansal piyasalardaki işlemleri, Takasbank üzerinden gerçekleşen borçlanmalar ve Türkiye Diyanet Vakfının yatırımlarına ilişkin iddialar, kamuoyunun önüne son derece ağır sorular koymaktadır.

Bu soruların cevabı verilmeden, şeffaflık sağlanmadan ve kamu kaynaklarının akıbeti bütün açıklığıyla ortaya konulmadan toplumun yüreğine su serpilemez ve toplumun iktidar, devlet, kamu kurumları ama özellikle de yargı ve yargısal kurumlar ile bağın yeniden tesisi imkan dışına çıkacaktır.

Çünkü burada tüketilen, çalınan, harcanan ve yıkılan para ve yalnızca rakamlardan ibaret değildir.

İşsizlik Fonu söz konusu olduğunda işini kaybetmiş insanın geleceği, kamu kaynakları söz konusu olduğunda milletin hakkı, hayır bağışları söz konusu olduğunda ise insanların inançlarıyla, merhametleriyle ve Allah rızasını kazanma umuduyla yaptığı fedakârlıkların harcanması, tüketilmesi iç edilmesi ve yok edilmesi vardır.

İşte asıl mesele budur: Bir ülkede para kaybedilebilir; fakat emanete duyulan güven kaybedilirse, o kaybın bedeli hiçbir bilanço tablosuna sığmaz!

ALLAH RIZASI İÇİN VERİLEN PARA, KİMSENİN KEYFÎ TASARRUF ALANI DEĞİLDİR!

Bir vatandaş düşünün…

Belki emekli maaşından artırdığı birkaç yüz lirayı bir yardım kampanyasına bağışlıyor. Belki çocuğunun rızkından kısıyor, mutfak masrafından fedakârlık ediyor. Belki umreye gitmek için yıllarca biriktirdiği paranın bir bölümünü hayra ayırıyor. Belki Gazze’de bombaların altında yaşam mücadelesi veren çocukların bir lokma ekmeğe, bir yudum suya ulaşabilmesi için elindeki imkânı paylaşıyor.

O insanın niyeti bellidir: Allah rızası için yardım etmek, bir mazluma ulaşmak, bir yetimin yüzünü güldürmek, insanlığın kanayan yarasına merhem olmak…

Peki, o paranın hangi işlemlerde değerlendirildiğini bilmek istemesi çok mu?

Bağışının yerine ulaşıp ulaşmadığını sorması çok mu?

Emanet ettiği paranın akıbetini öğrenmek istemesi suç mu?

Aksine, bunlar en doğal ve en meşru sorulardır. Çünkü hayır amacıyla toplanan bir para, onu teslim alan kişi veya kurumun sınırsız tasarrufuna bırakılmış bir servet değildir. O para, belirli bir amaç için teslim edilmiş emanettir. Emanetin gereği ise onu korumak, amacına uygun kullanmak ve hesabını verebilmektir.

Kur’an-ı Kerim, Nisâ Suresi’nin 58. ayetinde emanetlerin ehline verilmesini ve insanlar arasında hükmedildiğinde adaletle hükmedilmesini emreder.

Bu ayet, yalnızca camilerin duvarlarına asılacak güzel bir söz değildir. Bir toplumun yönetiminde, kurumlarında, ticaretinde ve insan ilişkilerinde yaşaması gereken ahlaki bir ölçüdür, manifestodur ve tüm kanun ve uygulamaların en merkezi ve temelidir.

Öyleyse sormayalım mı?

Emanet, yalnızca vatandaşın devlete karşı yükümlülüğü müdür? Hesap verme sorumluluğu yalnızca sıradan insanlara mı aittir? Makam sahipleri, yöneticiler ve kamu kaynaklarını yönetenler bu ilahi uyarının dışında mıdır?

Hele hele de kendisini dindar bir parti ve tabanını da muhafazakâr bir kitle olarak tanıtan ve bu iddia üzerinden siyaset yapan AKP bu İlahi uyarı, ikaz ve yaptırımların dışında mıdır?

Kim olursa olsun, hangi makamda oturursa otursun, hangi kurumun kapısından içeri girerse girsin; emanetin hesabını vermek zorundadır.

Burada kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyoruz. Soruşturmanın sonucunu beklemek, hukukun gereğidir. Ancak soruşturma sürüyor diye soruları ve soranları susturmak da doğru değildir. Suçlamaları reddetmek, kamuoyunun merak ettiği bütün soruları kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

İhtiyaç duyulan şey açıktır: Şeffaflık, bağımsız inceleme ve hesap verebilirlik.

Çünkü emanetin hesabını sormak dine saldırı değildir; bilakis dinin, İslam ve Müslüman olmanın ve dolayısıyla emaneti koruma sorumluluğunun gereğidir.

GAZZE İÇİN TOPLANAN BAĞIŞLARIN AKIBETİ MUTLAKA AMA MUTLAKA AÇIKLANMALIDIR!

Bugün insanın yüreğini en fazla burkan meselelerden biri, Türkiye Diyanet Vakfının yatırımlarına ilişkin iddialardır.

Tüm haber kanallarında, özellikle Gazze için toplanan bağışların sorunlu fonlara yatırıldığı ve zarar edildiği yönünde iddiaların bulunduğu aktarılıyor. Türkiye Diyanet Vakfı ise bu suçlamaları reddediyor; tek fon yatırımının faizsiz finans ilkelerine uygun TLK fonu olduğunu ve bu yatırımdan zarar etmediğini belirtiyor. Yönetim kadrosundaki görev değişikliklerinin de soruşturmayla bağlantılı olmadığını ifade ediyor. Kamuoyunun bu açıklamalardan yana tatmin olduğunu söylemek kafayı kuma gömmekten farksızdır.

Burada yapılması gereken, doğrulanmamış iddiaları kesinleşmiş gerçekler gibi sunmak değildir. Yapılması gereken, Gazze için toplanan bağışların akıbetini belgelerle ortaya koymaktır.

Hangi tarihte ne kadar bağış toplandı?

Bu bağışların ne kadarı doğrudan yardım faaliyetlerine aktarıldı?

Bağışların bir bölümü finansal araçlarda değerlendirildiyse hangi karar doğrultusunda, hangi şartlarla ve hangi risk değerlendirmesiyle bu işlem yapıldı?

Yardımların kullanımına ilişkin denetim raporları kamuoyuna sunulacak mı?

Bu soruların her biri açık, anlaşılır ve belgeli cevapları hak ediyor. Diyanet gibi bir kurumun hem halka ve hem de Allah’a hesap vermesi gerektiği gerçeğinden hareketle ciddi bir mecburiyet ve sorumluluk altındadır.

Çünkü Gazze, bir yatırım tablosundaki sıradan bir kalem değildir. Gazze, çocukların açlıkla, annelerin evlat acısıyla, ailelerin yıkılmış evlerin arasında hayatta kalma mücadelesiyle anıldığı bir insanlık dramıdır. Bu nasıl bir savrulma ve bu nasıl bir çürümedir??

Oraya yardım gönderen vatandaşın parası, yalnızca ekonomik bir değer taşımaz; onun vicdanını, merhametini ve inancını da temsil eder.

Böyle bir emanetin nasıl........

© İstiklal