Bir Lezzet Hikâyesi “Çiğköftem Organik”
İstanbul, insanın omuzlarına ağır yükler bırakan büyük bir şehir. Kimi zaman umutların parladığı bir sahne, kimi zaman da hayatın sert yüzünü gösteren dev bir meydan. İşte o meydanın kalabalığında, 2015 yılında beyaz önlüğüyle yürüyen genç bir sağlık görevlisi. Adıyaman’dan çıkıp Süleymaniye Kadın Doğum Hastanesi’nin koridorlarına ulaşan Cengiz Erdoğan, içinde büyüyen bir çağrının sesini dinliyor. İnsanlara şifa dağıtan eller, gün geliyor kendi yaşamını yoğurmaya karar veriyor. Çünkü bazen hayat, insanı doğduğu toprağın kokusuna geri çağırır. Baharatla yoğrulan çocukluk anıları, bakır leğenlerin çevresinde edilen sohbetler ve Adıyaman sokaklarının o keskin isot kokusu, Cengiz Erdoğan’ı çiğköfte yapmaya itiyordu.
Beyaz önlükten bakır leğene uzanan yolculuk
Her büyük hikâye, küçük bir adımla başlar. Cengiz Erdoğan’ın hikâyesinde o adım, Şirinevler Meydanı’ndaki mütevazı bir el arabası. Kalabalığın içinden geçen insanlar belki ilk günlerde onu sıradan bir seyyar satıcı gibi görse de o tabla, bir hayalin ilk sahnesiydi. Üniversite yıllarında Fethiye’de küçük esnaflık denemesi, İstanbul’un ortasında yeniden can bulmuştu adeta. Elindeki bulguru yoğururken aslında kendi geleceğini de bir nevi şekillendiriyordu. Bazen meydanın ayazında o genç adam, müşterilerine dürüm uzatırken yüzündeki inancı hiç kaybetmiyor. Çünkü onun için çiğ köfte para kazanılan bir işten çok daha derin anlamlar taşıyor. Bu lezzet; çocukluğun, memleketin ve emeğin hafızasıydı. “Cngz Çiğköfte” tabelası zamanla bir dükkânın adı olmaktan çıktı, insanların hafızasında “Çiğköftem Organik” olarak yer etmeye başladı.
Bakır leğenden gelen bir gelenek
Modern çağ, pek çok şeyi hızlandırdı. Yemekleri, ilişkileri, hayatın ritmini… Fakat hız arttıkça ruh eksildi. Çiğ köfte de bu dönüşümden nasibini aldı. Makineleşen üretim, sıcak suyla şişirilen bulgurlar ve ruhunu kaybeden tarifler arasında gerçek lezzet giderek görünmez hale geldi. Cengiz Erdoğan ise bu gidişe karşı duran ustalardan biri. Onun bakır leğeninde bulgur, aceleyle yumuşatılan sıradan bir malzeme olmadı. Soğanla, sarımsakla, salçayla birlikte ağır ağır yoğrulan bir lezzet olduğunu hatırlattı. Her yoğuruşta insan emeğinin ritmi hissediliyordu. Bulgurun tane tane kalan diri yapısı, el emeğinin sabrını taşıyordu.........
