menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Allah (C.C.) İndinde Din: Vahye Dayalı İslâm’a Göre İslâm

20 0
15.10.2026

Hakikate Dönüş ve Hakikatin Üstünlüğü Esastır

İslâm’ın kaynağı olan mutlak ve masum vahiy ile insanın o vahyi anlama, yorumlama ve hayata geçirme çabasını dinî, sosyolojik, psikolojik, siyasî ve tarihî açılardan bütüncül bir dille ele almak günümüzde büyük önem taşıyor.

Allah’ın (c.c.) ilahî kelâmı (Kur'ân-ı Kerîm) ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) güvenilir nebevî rehberliği (Sünnet) dinin kendisidir. Buna karşın mezhep imamlarının ictihadları, âlimlerin tefsirleri, cemaatlerin ifadeleri, grupların kabulleri ve siyasî hareketlerin programları, bu dinin insanî ve tarihî açıklamalarıdır.

İnsanın kendi göreceli fikrini vahyin yerine koyması, dinî kibire ve toplumsal kutuplaşmaya yol açar. Zihnin ve vicdanın gölgelenmesi, herhangi bir grubu, cemaati, lideri veya zümre anlayışını yanılmaz ve dokunulmaz bir tabu kabul etme yanılgısıyla başlar.

Din adına konuşmanın ve topluma rehberlik etmenin meşruiyeti, şahsî karizmaya değil; ilmî usûle, kesin delile, hakkaniyetli adâlet anlayışına ve ahlâkî tutarlılığa dayanmalıdır.

İnsanoğlunun en sinsî yanılgısı, kendi fânî ve noksan zihninden çıkan cüz’î fikirleri, İlahî Yaratıcı’nın ezelî ve ebedî kelamıyla eşitlemeye kalkışmasıdır. Hayatın manasını, nereden gelip nereye gittiğini, niçin var olduğunu ve ölümün ötesinde kendisini neyin beklediğini sorgulayan insan, varoluşun yalın hakikatiyle yüzleştiğinde din sorusuyla karşılaşır.

Mümin Müslüman bilinci için bu soruların cevabı, insanın şahsî zannına veya toplumsal çevrenin alışkanlıklarına bırakılmış değildir. Mümin Müslümanlar, Allah’ın insanlığa vahiy yoluyla yol gösterdiğine ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bu rehberliği tebliğ edip bizzat yaşayarak açıkladığına inanırlar.

Ancak tam da bu noktada yakıcı bir vicdan muhasebesi önümüzde durmaktadır: Müslümanlar, Allah’ın (c.c.) bildirdiği, vahyettiği lekesiz dine mi teslim oluyorlar, yoksa kendi nefislerine, zümrelerine ve idraklerine göre kurguladıkları beşerî yorumları mı dinin kendisi zannediyorlar?

Bir fânî liderin veya grubun veya cemaatin ifadesini âyet gibi savunan, bir yorum veya grup görüşünü dinin değişmez aslı kılan zihniyet, vahyin masumiyetine gölge düşürür.

Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân Sûresi’nin 19. ayetinde hakikatin sınırlarını berrak bir tesirle ilan eder: "Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır." Bu ilahî beyan, dinin nihâî kaynağının insanın nefsânî kurguları değil, Allah’a (c.c.) tam bir teslimiyet, O’na yöneliş ve O’nun rehberliğini kabul etme hakikati olduğunu haykırır.

Aynı sûrenin 85. ayetindeki "Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecektir..." ihtar-ı ilâhîsi, vahyin cihanşümul/evrensel ve mutlak üstünlüğünü ve hakimiyetini perçinler.

Bakara Sûresi’nde Hz. İbrahim’in "Âlemlerin Rabbine teslim oldum" cevabı (Bakara 2:131-132), İslâm’ın dar bir tarihî zümre etiketi olmadığını, adâlet ve tevhid üzere Allah’a (c.c.) yönelen tüm peygamberlerin ortak insanlık mirası olduğunu ispatlar.

Ne var ki, bu muazzam hakikati belleklerden silip dini dar bir kabileci asabiyete veya grup menfaatine indirgemek, vahyî kelamın ruhuna yapılan en büyük kötülük olur.

Zîrâ İslâm, sadece dille taşınan kuru bir iddia veya kimliklere basılan biçimsel bir kimlik ibaresi değildir. Kur'ân-ı Kerîm dindarlığı; iman, ibâdet, ahlâk, adâlet ve insanî sorumluluğun birbirine kenetlendiği organik bir........

© İstiklal