“BANA ABDESTİ ANLAT!”: Tam Anlayamadan Alınan Abdestin Hakikatini Anlatabilmek ve Anlayabilmek
Abdest, Müslümanların maddî ve manevî temizliğini sağlayan, günde beş vakit namaza hazırlık olarak farz kılınan, günahlardan arınmayı, ruhî korunmayı, abdestli yaşayarak huzuru ve bereketi simgeleyen bir ibadettir. Devamlı abdestli bulunmak, manevî bir kalkandır ve şeytanın vesveselerine, nefsin zararlarına karşı mümini koruyan manevî bir silah olarak vasıflandırılmıştır. Abdest, namazın anahtarı ve müminin ziyneti/nurudur.
Abdest, mümine huzur verir, vesvese ve gafleti gidererek namazın huşu içinde kılınmasını sağlar. Abdest alan bir kul yüzünü yıkadığında gözleriyle işlediği, ellerini yıkadığında elleriyle işlediği günahlar su damlalarıyla birlikte akar gider. Müminler, abdest aldıkları uzuvların parlaması (nurlanması) sebebiyle kıyamet gününde nurlu yüzler ve parlak el/ayaklarla tanınacaklardır. Hadislerde abdestin temizliği simgelediği ve mümini kötülüklerden alıkoyduğu belirtilmiştir.
Abdest ve gusül abdesti, İslâm’da “sadece temizlik” değil; imanın kişinin hayatına yansıyan bir dili, kulun Rabbine yönelişinde niyet-kalp-düşünce-beden bütünlüğünü kuran bir ibadet ve ibadet hazırlığıdır. Kur’ân-ı Kerim, namaza durmanın eşiğinde abdesti açıkça emreder ve sınırlarını belirler: “Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi yıkayın, dirseklere kadar kollarınızı, başınızı mesh edin, ayaklarınızı topuklara kadar…”; cünüplük hâlinde ise “tam temizlenin” buyuruyor (Mâide 5/6).
Gusül, özellikle cünüplük gibi hâllerden sonra “ibadete dönüş kapısını yeniden açan” büyük bir temizliktir. “Tam temizlenme” emri, sadece bedenin yıkanması değil, insanın mahrem bir hâlin ardından saygın bir ibadet düzenine yeniden dönmesi demektir. Guslün en derin manası şudur: İnsan bazen nefsin etkisiyle dağılır; gusül, o dağınıklığın üzerine suyla bir çizgi çeker: “Bitti; şimdi arınma, toparlanma, Allah’a yönelme vakti.” Bu yüzden gusül, müminin iç dünyasında bir ciddiyet ve istikamet tazelemesi olarak yaşanır.
Burada dikkat çeken hakikat şudur: Abdest ve gusül, namazın şartı olmakla kalmaz; müminin gün içine serpiştirilmiş bir “yenilenme/temiz olma” hâline gelir. Her abdest, dağınıklığı toplar; her gusül, insanı hem maddî hem manevî ağırlıklardan arındırıp yeniden “ibadete elverişli” bir hâle taşır.
Abdest ve gusül, İslâm'ın Müslümana bahşettiği en büyük manevî arınma müjdesidir. Allah (c.c.), kullarının günde beş defa O'nun huzuruna çıkarken tertemiz olmalarını emrederek, aslında onlara her seferinde günahlardan arınma fırsatı sunmaktadır. Abdest, aynı zamanda her uzvun ayrı ayrı tevbe ederek Rabbinin affına mazhar olmasıdır. Gusül ise büyük kirlilikten büyük arınmadır; tıpkı yeniden doğar gibi tertemiz olmaktır.
Nitekim Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bir Müslüman abdest aldığında yüzünü yıkarken, gözlerinin işlediği günahlar suyun son damlasıyla birlikte akıp gider. Ellerini yıkarken, elleriyle işlediği günahlar akar. Ayaklarını yıkarken de ayaklarıyla gittiği günahlar akar; ta ki tertemiz olur".
Abdest ve gusül, çoğu zaman sadece bir "temizlik şartı" ya da ibadete giriş olarak görülür. Oysa İslâm’ın bu eşsiz arınma disiplini, suyun deriyi yıkamasıyla beraber, daha derin, kalbin, ruhun ve zihnin kirlerinden sıyrılıp ilahî huzura tertemiz olarak "yeniden çıkış" hazırlığıdır. Abdestin sadece abdest azalarını yıkamak değil, bir "nur kuşanma" olduğunu fıkıh, hikmet ve hakikat penceresinden görmek gerekir.
Abdestin hakikati, kulun dünya meşgalesiyle kirlenen manevî atmosferini bir kalkanla koruma altına almasıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Abdest, müminin silahıdır" ve "Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur" buyurarak, bu faaliyetin fizikî bir temizliğin ötesinde, metafizik bir koruma kalkanı........
