Sultan Iı. Bayezıd Külliyesi’nin Hem Sesi Hem Işığıydı!
Müezzinliğiyle gönülleri, mahyalarıyla Edirne semalarını aydınlatan Mahyacıbaşı İsa Hatipler Hoca’nın adanmış ömrü…
Osmanlı’nın ikinci payitahtı Edirne’nin asırlık ve köklü hafızasında öyle müstesna isimler vardır ki, onlar bu dünyadaki görevlerini tamamladıktan sonra dahi eserleriyle yaşamaya devam ederler. Okudukları ezanlar, yetiştirdikleri insan sevgisi ve geride bıraktıkları silinmez izlerle nesiller boyunca rahmetle yâd edilirler. İşte kalplere dokunan sesi ve minarelere nakşettiği ışıkla Edirne semalarında unutulmaz izler bırakan Müezzin İsa Hatipler de bu abide şahsiyetlerin başında gelmektedir.
NEV-İ ŞAHSINA MÜNHASIR BİR ÖMÜR:
Kimi insanlar yaşadıkları döneme yalnızca sessiz birer tanıklık eder, kimileri ise yaşadıkları şehrin kültürel hafızasına silinmesi mümkün olmayan mühürler vururlar. Nev-i şahsına münhasır bir şahsiyet olan Müezzin İsa Hatipler; geride bıraktığı kıymetli eserleri, yetiştirdiği talebeleri ve bin bir emekle yaşattığı kadim geleneklerle Edirne’nin kültür ve maneviyat tarihinde abidevi bir yere sahip olmuştur.
Onun aziz adı anıldığında yalnızca kulakların pasını silen o muhteşem sesiyle okuduğu ezanlar akla gelmez; aynı zamanda Ramazan gecelerinde minareler arasına kurduğu mahyalar, gökyüzüne ilmek ilmek işlediği ışıklı mesajlar ve ömrünü vakfettiği adanmışlık anlayışı da birer birer hatırlanır. Çünkü İsa Hatipler sadece bir müezzin ya da mahya ustası değildi; o, sesiyle mümin gönülleri, el emeğiyle kurduğu ışıklarla da semaları aydınlatan gerçek bir medeniyet insanıydı.
Tunca Nehri’nin hemen kıyısında ihtişamla yükselen, Sultan II. Bayezid’in ilim, şifa ve ibadeti aynı estetik çatı altında buluşturduğu o muhteşem külliyede tam 25 yıl boyunca kesintisiz olarak müezzinlik yaptı. Sultan II. Bayezid Camii’nin o devasa kubbesi altında yankılanan asil sesi, yalnızca cemaati namaza davet etmiyor; aynı zamanda Edirne’nin manevi iklimini de adeta ilâhî bir nefesle besliyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte onun hançeresinden yükselen ezanlar, Tunca’nın serin ve berrak sularını aşarak şehrin en ücra sokaklarına kadar ulaşıyordu. Gün batımında yükselen salâlar ve ezanlar ise asırlık kubbelerin altında adeta bir huzur iklimi inşa ediyordu. Onun bu eşsiz sesi, Edirnelilerin hafızasında yalnızca güzel bir kıraat olarak değil; koca bir dönemin manevi sembolü ve estetik bir makamı olarak da yer etti.
GÖKYÜZÜNE IŞIKLA YAZILAN SEVDA: UNUTULAN BİR MİRASIN YENİDEN DOĞUŞU
İsa Hatipler’in hayat hikâyesini tam anlamıyla kavrayabilmek için yalnızca müezzinlik yönüne bakmak yeterli değildir. Çünkü onun asil ruhunda, çocukluk yıllarından itibaren büyüyüp serpilen bambaşka bir sevda daha kök salmıştı: Ramazan gecelerinde minareler arasını bir gelin gibi süsleyen mahyalar…
Gökyüzüne ışıkla yazılan her bir kelimeyi çocukça bir hayranlıkla izleyen İsa Hoca, bu kadim sanatın yalnızca estetik bir görüntüden ibaret olmadığını çok iyi biliyordu. Mahyalar; bir medeniyetin konuşan dili, bir milletin ortak sevinci ve Ramazan ayının en zarif nişanelerinden biriydi. Kandillerle semaya kurulan her kutsal cümle, insanları iyiliğe, kardeşliğe, birliğe ve maneviyata davet eden sessiz; fakat son derece güçlü bir çağrıydı.
Ne var ki Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu köklü Osmanlı sanatı, pek çok tarihî şehirde olduğu gibi Edirne’de de unutulmaya yüz tutmuş, adeta karanlığa gömülmüştü. Muazzam yükseklikteki minarelerin arasına mahya kurabilecek cesur ve estetik bakışa sahip usta sayısı giderek azalıyor, Ramazan gecelerinin o ışıklı yazıları birer birer tarih sahnesinden çekiliyordu. Şehir, gökyüzüne yazılan o manevi mesajları büyük bir özlemle bekliyordu.
İşte tam bu noktada İsa Hatipler, bu derin sessizliğe razı olmadı. Müezzinlik görevini büyük bir aşkla sürdürürken, ruhunda büyüttüğü mahya sevdası onu çok geçmeden payitaht İstanbul’a uzanacak zorlu, fakat bir o kadar da şerefli bir yolculuğa çıkardı. Bu yolculuk yalnızca teknik bir eğitim süreci değil; Edirne’nin mahzun semalarını yeniden ilâhî ışıkla buluşturacak tarihî bir misyonun da ilk adımı olacaktı.
TARİHİN CANLI TANIKLARI: ARŞİVLERDE İSA HATİPLER HOCA
Bu satırları kaleme alırken başvurduğumuz en güvenilir ve en kıymetli tarihî kaynaklar arasında; Edirne’nin kültür ve sanat tarihini adeta iğneyle kuyu kazarcasına titizlikle kayıt altına alan Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver’in şahsi notları, Dr. Rifat Osman’ın bizzat aktardığı kıymetli bilgiler ve araştırmacı-yazar Ender Bilar’ın mahyacılık üzerine yaptığı derinlemesine çalışmalar yer almaktadır.
Bu kıymetli tarihî belgeler, Müezzin İsa Hatipler’in yalnızca cami içinde görev yapan sıradan bir din görevlisi olmadığını; aksine Edirne’de mahya geleneğinin yeniden canlanmasına öncülük eden, büyük bir kültürel mirası yaşatmak için ömrünü adayan öncü isimlerden biri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
İSTANBUL’DAN EDİRNE SEMALARINA UZANAN ASİL IŞIK YOLCULUĞU
Sultan II. Bayezid Külliyesi’nde müezzinlik yaparken güzel sesiyle gönüllerde taht kuran İsa Hatipler, omuzlarında tarihî bir sorumluluğun ağır yükünü hissediyordu. Asırlar boyunca Selimiye, Üç Şerefeli ve Sultan II. Bayezid Camii’nin minarelerini süsleyen........
