Ortadoğu’da Barışın Yolu: İki Devletli Çözüm Artık Bir Tercih Değil!
İsrailli aktivist ve yazar Miko Peled’in sözleri, yalnızca bir ülkenin içine düştüğü krizin değil, bir bölgenin geleceğinin de sorgulandığı bir anın ifadesi:
“Ülkemizin siyasi ve toplumsal yapısı çözülüyor. İsrail, çöküşün eşiğinde...
Kalıcı barış için Filistin devletinin kurulması ve Netanyahu rejiminin demokratik yollarla değişmesi gerekiyor...”
Bu tespit, İsrail toplumunun kendi içinden gelen bir uyarı olması bakımından da dikkat çekicidir; çünkü Peled, eğitimden sağlığa, yargıdan orduya uzanan bir çöküş tablosu çizerken, asıl meseleyi tek bir kişinin veya hükümetin kötülüğüne indirgemiyor. Ona göre sorun, Filistin halkının haklarını tanımayan, işgali kalıcılaştıran ve şiddeti bir yönetim biçimine dönüştüren bir sistemin ta kendisidir.
Ben de aynı kanaatteyim: Ortadoğu’da kalıcı barışın yolu, Filistin halkının devlet olma hakkının tanınmasından geçer.
Bu, duygusal bir tercih değil; uluslararası hukukun, BM kararlarının ve on yıllardır tekrarlanan diplomatik mutabakatların gereğidir. Türkiye’nin dış politikasında da bu ilke nettir. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması esastır. Dışişleri Bakanlığı da çözümü, BM Güvenlik Konseyi’nin 242, 338, 1397 ve 1515 sayılı kararları ile Arap Barış Girişimi çerçevesinde iki devletli vizyona dayandırmaktadır.
İki devletli çözüm, basit bir slogan değildir. İsrailliler ile Filistinlilerin aynı topraklarda, birbirinin varlığını reddetmeden, güvenlik içinde ve onurlu bir şekilde yaşayabilmesinin en gerçekçi siyasi çerçevesidir. BM........
