menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nizar Amedi Dönemi ve Ankara’nın Stratejik Sınavı

16 0
13.04.2026

Irak siyasetinin labirentlerinde 11 Nisan 2026 tarihi, sadece bir isim değişikliğini değil, Ankara’nın bölgesel projeksiyonunda ciddi bir paradigma değişimini de beraberinde getirdi.

Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) adayı Nizar Amedi’nin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması, Ortadoğu’nun bu en kırılgan başkentinde dengelerin yeniden karılması demek. Tarihsel perspektiften bakıldığında, 2003 sonrası Irak’ında şekillenen "Kürtlere Cumhurbaşkanlığı, Şiilere Başbakanlık, Sünnilere Meclis Başkanlığı" denklemi, son yıllarda KDP ve KYB arasındaki derinleşen çatlakla bir varoluş krizine dönüşmüştü.

Ankara, geleneksel olarak Erbil (KDP) hattını bir istikrar adası ve PKK ile mücadelede bir güvenli liman olarak kodlarken, Süleymaniye (KYB) merkezli siyasetin PKK ile kurduğu "tehlikeli yakınlık" her zaman bir güvenlik açığı olarak görüldü.

Bugün Amedi’nin seçilmesiyle sonuçlanan süreç, Türkiye’nin Bağdat’taki en güçlü enstrümanı olan KDP’nin siyasi bir mevzi kaybettiği gerçeğini önümüze koyuyor. Ancak büyük stratejilerde duygusallığa yer yoktur; Ankara için asıl mesele, bu yeni realitenin Kalkınma Yolu Projesi ve sınır ötesi güvenlik operasyonları üzerindeki etkisini minimize etmektir.

​Gelinen noktada Ankara, "bekle-gör" politikasından ziyade proaktif bir "şartlı angajman" sürecini başlatmak zorundadır. Nizar Amedi isminin arkasındaki İran etkisini ve KYB’nin Süleymaniye’deki PKK müsamahasını göz ardı etmeden, yeni Cumhurbaşkanı’na Irak’ın toprak bütünlüğü ve ekonomik kalkınmasının anahtarının Ankara’dan geçtiği hatırlatılmalıdır.

Tarih bize göstermiştir ki, Bağdat’ta Türkiye’yi dışlayan bir yönetimin ömrü ya kısa olmuş ya da kaosa mahkum kalmıştır. Bu bağlamda Ankara için ilk stratejik hamle, KYB ile olan kopuk ilişkileri "güvenlik şartlı" bir diplomasi kanalına tahvil etmektir. Süleymaniye üzerindeki uçuş yasakları ve ekonomik baskı kartları, Amedi’nin önüne bir pazarlık unsuru olarak konulmalı; KYB’nin PKK ile arasına koyacağı mesafe, Bağdat’taki yeni yönetimin Ankara nezdindeki meşruiyetinin temel ölçütü haline getirilmelidir.

​İkinci olarak, Cumhurbaşkanı’nın en kritik yetkisi olan Başbakan atama sürecinde Ankara, ABD ve İngiltere ile kuracağı "negatif koalisyon" üzerinden Nuri el-Maliki gibi radikal ve mezhepçi figürlerin önünü kesmelidir. Muhammed Şiya es-Sudani döneminde yakalanan rasyonel ivme, Kalkınma Yolu Projesi’nin teminatıdır. Türkiye, yeni Cumhurbaşkanı’nı bu projeye sahip çıkmaya zorlamalı ve projenin güvenliğini sadece askeri değil, aynı zamanda diplomatik bir zırha büründürmelidir. KDP ile olan sarsılmaz müttefiklik korunurken, Erbil’in Bağdat’taki dışlanmışlık hissini giderecek "üçlü bir koordinasyon mekanizması" (Ankara-Bağdat-Erbil) ivedilikle hayata geçirilmelidir.

​Sonuç olarak, Nizar Amedi’nin başkanlığı Ankara için bir son değil, yeni ve daha sofistike bir oyunun başlangıcıdır. Türkiye, Irak’taki Türkmen varlığını bir denge unsuru olarak daha aktif kullanmalı ve KYB’nin içindeki ılımlı kanatlarla temas kurarak Süleymaniye’yi tamamen İran-PKK eksenine terk etmemelidir. 2026 yılı, Irak’ta sadece isimlerin değil, nüfuz alanlarının test edildiği bir yıl olacaktır. Ankara’nın elindeki en güçlü kart olan "ekonomik koridor ve enerji güvenliği", siyasi tıkanıklıkları aşacak tek anahtardır. Eğer Amedi yönetimi, Türkiye’nin güvenlik endişelerini görmezden gelmeyi seçerse, Ankara’nın "terörle mücadelede kendi göbeğini kesme" kararlılığının Bağdat semalarında daha sert yankılanacağı kendilerine en üst perdeden hissettirilmelidir.


© İstiklal