Seküler Yobazlık
Toplumların en kırılgan, hassas ve dokunulmaması gereken noktalarının başında din ve inanç sistemleri gelir. Kadim zamanlardan beri inanç, insanoğlu için bir ihtiyaçtır.
Milli Eğitim Bakanlığının geçtiğimiz günlerde ramazan ayı münasebetiyle okullarda başlattığı bir dizi etkinlik, bazı çevrelerde rahatsızlık yarattı. Her sistem eleştirilebilir, kurallar hatta hukuki işler de zaman içerisinde sorgulanabilir. Burada asıl mesele kullanılan dil ve üsluptur. Fikirlerin ayrı olması ayrışmaya neden olmamalıdır. Siyasetin halkı ayrıştırmak için kullandığı en büyük maşa da maalesef ki dindir.
Şöyle ki; mevzu din olduğunda ve aslında iktidarın desteklediği dindar kesimin tam karşısında, Atatürkçü muhalefetin kırmızı çizgisi olan laiklik ilkesi konuşlandığında karşılıklı gerilimin olması kaçınılamaz bir hâl alıyor. Eskisi gibi sağ sol kavgası yok Türkiye’de. Dindarlar ve sekülerler, hükümet ve laiklerin gerginliği var.
Seksen yıldır sol muhalefetin kendilerinden olmayan dindar kesimi ötelerken onlara taktıkları bir ad var : “Yobazlar”
Tdk sözlük anlamı üzerinden yobazlık nedir, sekülerizm nedir kısaca değerlendirelim:
Yobazlık, bir düşünceye inanca ya da görüşe körü körüne bağlı olma, farklı fikirlere tahammül edememe ve kendi doğrularını mutlak doğru sayma tutumudur. Eleştiriye kapalıdır, benim dediğim doğru anlayışı vardır. Farklı yaşam tarzlarına veya inançlara karşı sert ve dışlayıcı olabilir. Yobazlık genellikle sorgulamadan savunma eğilimindedir. (kılık kıyafetten yola çıkılan kırılmaz önyargılar) Tanımda din veya dindar kelimesi yok. Demek ki yobazlığın dini konularla pek de ilgisi yok.
Sekülerizm nedir bir de onun tanımına bakalım :
Kelime kökeni latincedir ve genel olarak dini olmayan, dünyevî anlamı taşır. Kısaca seküler yaşam dini kurallara göre değil dünya işlevi ve bireysel tercihlere göre yaşamaktır. Eğer devlet sekülerse devletin din işlerinden ayrı olması herhangi bir dini resmi olarak üstün tutmamasıdır Türkiye bağlamında da bu kavram en çok laiklikle birlikte anılır örneğin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkelerinden biri laikliktir ve bu anlayış özellikle Atatürk döneminde kurumsallaşmıştır. Ayrıca seküler olmak mutlaka ateist olmak demek değildir. Kişi inançlı olabilir ama kamusal alanda dinin belirleyici olmasını istemez. Sekülerizm, bir ilke, düşünce sistemidir. Devletin ve kamusal alanın dini kurallardan bağımsız olması gerektiğini savunur. Devlet tüm inançlara eşit mesafededir, yasalar dini kurallara değil akla ve toplumsal uzlaşıya dayanır. Bireyin inancı özel alanında kalır, bu anlayış özellikle modern Avrupa’da gelişmiştir. Örneğin Fransa sekülerliğin katı uygulandığı ülkelerden biridir. ( Bu paragrafa bakıldığında Türkiye’de dine saldıranlar seküler gruba dahil olmuyorlar. Bizdekiler seküler bile olamayacak kadar cahiller diyebiliriz!)
Peki seküler toplum nedir? Toplumun günlük yaşamında dinin belirleyici olmaması durumudur. İnsanlar dindar olabilir ama toplumsal düzen din kurallarıyla yönetilmez eğitim hukuk ve siyaset din temelli değildir farklı inançlar bir arada yaşayabilir. ÖrneğinTürkiye’de anayasal olarak laik bir sistem vardır ancak toplum içinde hem dindar hem seküler yaşam biçimleri birlikte bulunur.
Seküler ahlakın kısa bir tanımını yapacak olursak ahlaki kaynağı din yerine akıl, insan hakları, empati ve toplumsal sözleşme gibi kavramlar da arayan anlayıştır. Örneğin insana zarar verme ilkesi bir dine dayandırılmadan savunulabilir. İnsan hakları fikri seküler ahlakın önemli bir dayanağıdır. Buradan hareketle kendini seküler olarak kabul eden kişilerin günümüzde hala dindar gördükleri insanlara “ yobazlar! Defolun Arabistan’a Yallah İran’a! Başörtülüleri istemiyoruz! “ gibi sözlü saldırıları savundukları seküler çizgiyle örtüşmüyor. Nerede kaldı insan hakları nereye sıkıştı seküler ahlakınız? Özetle bizdeki seküler geçinenlerin yolu yine kendi cehaletlerine çıktı.
Bu tür ayrışmaya varan saldırıları laiklik ilkesini korumaya dayandıran tutum da laikliğin kavramsal olarak anlaşılmasına ne denli uygundur bakalım :
Laiklik, daha çok hukuki ve anayasal bir ilkedir. Devlet bir dini resmi olarak benimsemez, yasalar din kurallarına göre yapılmaz ve din işlevi devlet yönetiminden ayrıdır. Yani kısaca laiklik devlet yapısıdır. Sekülerlik yaşam biçimidir. Türkiye’de seksen senedir ve şu anda da yaşadığımız kargaşa, bu iki kavramın anlamlarının tam olarak anlaşılmaması ve kavramların tamamen karışmış durumda olmasındandır.
O halde seküler yobazlık genellikle şu durumun tarif etmek için kullanılır: dini yobazlık nasıl tek inancı mutlak doğru sayıp başkasına tahammül etmezse seküler yobazlık da seküler yaşam tarzını tek doğru kabul edip, dindar kesimi küçümseyen dışlayan ve tahammülsüz davranan tutumu ifade eder. Yani mesele seküler olmak değil sadece kendi görüşünü mutlaklaştırmak ve farklı olana tahammül göstermemektir.
Atatürkçülük ve laiklik ilkesine bağlı olmak ve Cumhuriyetin değerlerini korumak adı altında, resmi verilere göre kendini müslüman olarak tanımlayan % 90-95 lik bir çoğunluğun oluşturduğu nüfusun karşısına geçip özellikle kutsal ramazan ayında yobazlar diye bağırmak, savunulan hiçbir medeni ilke ile bağdaşmadığı gibi insan hakları ve toplumsal hoşgörü ile birlik olma yetisini de zedeler.
Aslında mesele tam olarak inanç da değildir, katılık ve hoşgörüsüzlüktür. Kendisi gibi olmayana tahammülsüzlüktür. Çizgisini Atatürkçü olarak tanımlayan seküler kesim Atatürk’ün hayatını yeni baştan okumalıdır. Atatürk ilkelerinin sadece laiklik kısmı işlerine geldiği için dini inançları ötelemekte popüler bir araç haline getirdiler. Oysa halkçılık ilkesi seküler kesim tarafından doğru dürüst okunsaydı dindarları zaten laikliğe tehlike olarak göremezlerdi. Kaldı ki Atatürk laikliği hiçbir zaman dinsizlik olarak empoze etmemiştir onun talimatıyla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı bunun en önemli kanıtıdır. Aslında sekülerlik eliyle topluma dayatılan şey laiklik değildir, tamamen dinsiz, kendi öz kültüründen kopuk, sorgusuz sualsiz batıya öykünen şuursuz bir toplum yaratmaktır. Batının maneviyatını çoktan kaybettiği ve toplumsal çöküş yaşadığı şu günlerde tutunmamız gereken en önemli unsur, inanç sistemimiz, birlik ve beraberliğimizdir. Epstein vakasını biraz okuyabilenler aile kavramının, iyiliğin, doğru yaşanan dinin ve ahlaki değerleri el üstünde tutmanın ne denli önemli ve vazgeçilmez olduğunu anlar.
Din ve vicdan özgürlüğü, fikirlere ve düşüncelere saygı, ahlaki ve etik ilkeleri özümseyen sağlam bir toplumu dünya üzerinde hiçbir güç yenemez.
Seküler olmakla seküler yobazlık farklı modellerdir. İnsan hakları, eşitlik, toplumsal sözleşme ve empati unsurlarını içerin sekülerlik tanımını benimseyen birinin dine ve inanca saldırmakla işi olmaz/ olmamalı. Sizin yaptığınız zorbalık ve yobazlıktır yerli malı sekülerler.
Esen kalın değerli okurlar.
