menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Erdoğan Devrimi : Türkiye’de Askeri Vesayetin Bitirilmesi

20 0
23.02.2026

Her Türk asker doğar lafını başına tac etmiş bir millet geleneğine sahibiz. 1826’da II. Mahmud döneminde ilk düzenli ordumuzun adı; “ Muhammed’in Muzaffer Askerleri” anlamına gelen Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye idi. Yani en kutsalımızın misyonunu yüklendiğine göre ordu ve asker peygamber ocağı olarak görüldü ve öyle de devam ediyor. Ulus olma bilinci askere daima güç verdi, arkasında sonuna kadar duracağı, orduyu ayakta tutmak için yeri geldiğinde her türlü fedakarlığı yapacağı bir kurum oldu. Yani aziz milletimiz, “askerimiz, ordumuz” dedi de başka şey demedi. Askeri adeta kendine vasi atadı böylece askeri vesayet adında, kendine tahakkümü hak bilecek bir şımarık çocuk yarattı.

Nedir askeri vesayet?

Ordunun, seçilmiş sivil siyaset üzerinde doğrudan ya da dolaylı biçimde belirleyici güç kullanması, siyaseti denetleme, dizayn etme veya yönlendirme rolü üstlenmesidir. Türkiye’de bu kavram özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında askeri müdahalelerle anılır. Tarihsel arka planı kısaca göz atalım :

27 Mayıs darbesi Türkiye’deki ilk askeri darbedir başbakan Adnan Menderes ve bazı bürokratlar yargılanmış Menderes idam edilmiştir.

1961 anayasası ile askeri bürokrasiye geniş etki alanı tanınmıştır.

12 Mart muhtırası Ordu hükümete muhtıra vererek istifaya zorlamış, böylece teknokrat hükümetler dönemi başlamıştır. Bu dönem doğrudan yönetime el koymadan siyasete müdahale örneğidir.

12 Eylül darbesi : Genelkurmay Başkanı Kenan Evren liderliğinde yönetime el konarak, parlamento fes edildi siyasi partiler kapatıldı. 1982 anayasası ile askeri vesayetin kurumsal zemini güçlendi.

28 Şubat süreci postmodern darbe olarak anılır. Refahyol hükümeti askeri ve bürokratik baskılarla istifa ettirildi. Bu süreçte milli güvenlik kurulu kararları belirleyici oldu.

Peki vesayet mekanizmaları nelerdi?Milli güvenlik Kurulu’nun güçlü yapısı, yargı ve bürokraside askeri etkiler devleti koruma ve kollama misyonunun siyaset üstü yorumlanması anayasal ve kurumsal düzenlemelerle ordunun genişletilen yetkileri olarak devam etti.

Askeri vesayetin sosyolojik tarafı nasıldı?

Bu sorunun yanıtı bir çok başlık altında ele alınabilir. En başa güç zehirlenmesi yazabiliriz. Atatürk’ün askerleri, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin ve ilkelerinin yılmaz bekçileri ve azimli savunucularıdır. Buraya kadar her şey yolunda lâkin zamanla yerini, halktan kopuk, üsttenci ve laikliği koruma adı altında halktaki asker imajını despot generaller ve sevimsiz YAŞ demeçlerine bıraktı. Özellikle üniversitelerde ve kamu kurumlarında başörtüsü yasakları her gün dozunu artıran subliminal şiddete dönüştü. Sayıları azımsanmayacak kadar çok (*) bazı teğmenlerin ordu içinde kendi mini teşkilatlarını kurup hangi askerin abdest aldığını hangisinin oruç tuttuğunu hangisinin Cuma namazı kıldığını raporlayarak nöbet saatlerini erlerin ibadet saatinin tam zıttına göre yazdıklarını uçan kuş bile bilirdi. Yine (*) bazı üst düzey subayların sırf kişisel kapris ve aşağılık duygusunu yenemeyerek sudan bahanelerle gariban erlerin ağzını burnunu kırdıklarını askerlik anısı olarak halâ kulaktan kulağa anlatılır. Türlü eza ettikleri askerin yemin törenine binbir güçlükle........

© İstiklal