Toprağın Üstünü Örtmek, İnsanın İçini Korumaktır
Bayram tatilinde biraz zeytin bahçesiyle ilgilendim. Çocukluğumun geçtiği topraklarda dolaşmak, ağaçların altında çalışmak, insanın zihninde yıllardır unutulduğunu sandığı hatıraları yeniden canlandırıyor. Elime elektrikli tırpanı alıp ağaçların arasındaki yabani otları biçmeye başladığımda aslında sıradan bir bahçe işi yapıyordum. Fakat toprakla uğraşanlar bilir; bazen en büyük dersler en sıradan işlerin içinde saklıdır.
Otları biçtik. Sonra onları toplamadık. Yakmadık. Bahçeden uzaklaştırmadık. Oldukları yerde bıraktık.
Bir süre sonra kuruyan otlar toprağın üzerinde doğal bir örtü oluşturdu. Çiftçilerin "malç" dediği bu tabaka, yaz sıcağında toprağı koruyor. Güneş ışınlarının doğrudan toprağa vurmasını engelliyor. Nem kaybını azaltıyor. Ağacın daha geç susamasını sağlıyor. Toprak daha uzun süre serin kalıyor. Daha az çatlıyor. Daha uzun süre canlılığını koruyor.
Aslında burada dikkat çekici olan şey, otların yok edilmemiş olmasıdır.
Çünkü otları ortadan kaldırmanın başka yolları da vardır.
İsteyen ot ilacı kullanabilir. Birkaç gün içinde bütün yeşillik sararır ve kurur. İsteyen toprağı sürerek otları kökünden sökebilir. Dışarıdan bakıldığında her iki yöntemde de amaç gerçekleşmiş görünür. Bahçe temizlenmiştir.
Fakat toprağın hikâyesi yüzeyde gördüklerimizden ibaret değildir.
Toprağın Altındaki Görünmez Hayat
Toprağın altında görünmeyen bir hayat vardır. Milyarlarca mikroorganizma, mantar, böcek, solucan ve sayısız canlı birlikte yaşar. Ağacın kökleriyle toprağın canlıları arasında sessiz bir alışveriş sürer. Verim dediğimiz şey yalnızca suyun ve gübrenin değil, bu görünmeyen hayatın da eseridir.
Ot ilacı kullanıldığında yalnızca otlar ölmez. Bu hassas denge de zarar görür. Toprak sürüldüğünde yalnızca otların kökleri kopmaz. Toprağın doğal yapısı da bozulur. Nem kaybı artar. Organik hayat zayıflar.
Oysa otları biçip oldukları yerde bırakmak bambaşka bir bakış açısını temsil eder.
Bu........
