Şiirde Bayramlarımız, Bayram Kültürümüz
Bayramlar, milletlerin ortak hafızasında yaşayan en güçlü kültürel miraslardan biridir. Takvim yapraklarında yılda birkaç kez karşımıza çıkan özel günler olmalarının ötesinde; bayramlar, toplumların değerlerini, inançlarını, sevinçlerini ve özlemlerini gelecek kuşaklara taşıyan canlı köprülerdir.
Eskiden bir mahallede bayram sabahı olduğunda bunu anlamak için takvime bakmaya gerek yoktu. Sokaklardan yükselen çocuk sesleri, yeni elbiselerin heyecanı, kapılarda bekleyen misafirler, bayram namazından dönen büyüklerin yüzündeki huzur ve evlerden taşan ikramlar bayramın geldiğini haber verirdi. Bayram, sadece yaşanan bir gün değil; günler öncesinden başlayan ve günler sonrasına taşan bir iklimdi.
Bu nedenle Türk edebiyatı ve özellikle şiirimiz, bayramları sadece bir kutlama olarak değil, insan ruhunun en güzel hâllerinden biri olarak görmüştür.
Şairlerin Gözünden Bayram
Şairlerimiz bayramı çoğu zaman çocukların gözlerinden anlatmıştır. Çünkü bayramın en saf ve en doğal sevinci çocukların yüzlerinde görülür.
Mehmet Âkif Ersoy'un şu dizeleri bunun en güzel örneklerinden biridir:
"Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır."
Âkif'e göre umut, çocukların yüzünde görünür hâle gelir. Bayram, sadece çocukları sevindiren bir gün değil, toplumun geleceğe dair umutlarını tazeleyen bir mevsimdir.
Fazıl Hüsnü Dağlarca da çocukları bayramın merkezine yerleştirir. Çünkü çocukların sevindiği bir toplum, yarınlarına güvenle bakabilen bir toplumdur.
Aslında hepimizin zihnindeki en güzel bayramlar da çocukluk yıllarımıza aittir. Arife gecesi uyuyamamak, bayramlık ayakkabıları yastığın yanına koymak, sabah erkenden kalkıp büyüklerin ellerini öpmek, harçlık toplamak ve mahallede arkadaşlarla dolaşmak...
Belki de bu yüzden Ziya Osman Saba'nın çocukluk şiirleri ya da Mehmet Âkif'in bayram hatıraları bugün hâlâ içimizi ısıtmaktadır.
Bayram ve Millet Olma Bilinci
Bayram şiirleri sadece bireysel mutlulukları anlatmaz. Aynı zamanda........
