Başakların Hesabı, Emeğin Terazisi
Babam, hasat zamanı geldiğinde tarlaya erkenden inerdi ama eline hemen orak almazdı. Önce başakları avucuna alır, parmaklarının arasında ezer, tane doluluğuna bakardı. Bir gün sabırsızlanıp sormuştum: “Biçmeyecek miyiz?” Gülümsedi, bir başağı ikiye kırdı, içini gösterdi: “Sararmak başka, dolmak başka oğul. Başak erken sarar ama dane dolmadan biçersen, harman seni yanıltır.” O gün anladım ki hasat, sadece toplamak değil; neyin gerçekten olgunlaştığını ayırt edebilmektir.
Köyde herkes hasada aynı gün başlamazdı. Kimi tarlasına bakar, kimi komşusuna. Ama babam toprağın sesini dinlerdi. “Erken biçilen buğday çok çıkar ama hafif olur,” derdi. Gerçekten de erken hasat edilen ürün, miktar olarak fazla görünse de kalite olarak düşer, dane içi tam dolmadığı için hem besin değeri hem de dayanıklılığı zayıf olurdu. Verim dediği şey sadece çuval sayısı değildi; tartıya girince belli olan ağırlıktı. İşte o tartı, çiftçinin kendisiyle yüzleştiği yerdir.
Yıllar sonra sınav haftasında öğrencilerin kâğıtlarını önüme dizdiğimde aynı tartı hissi içimde belirdi. Notlar yüksekti, cevaplar doğruydu. Ama bazı öğrencilerin gözlerinde bir........
