menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık (II)

9 0
31.07.2026

Yazar girişte; “Seküler ve İslami Aktörler”  bölümünde doğrularla yanlışları bir arada ortaya koymaktadır. Yanlışları, bilgisizliğinden mi kaynaklanmakta yoksa başka bir sebepten dolayı mı, bilmiyoruz.

“Ulema, İcmâ kavramını yalnızca kendileri ile ilişkilendirerek tekel altına almış ve onu muhafazakârlığın bir kalkanı haline getirmiştir. Erken dönem Müslümanları aslında akla daha önemli ve özgürleştirici bir rol vermişlerdi.” Bu cümleler bizim de katıldığınız cümleler, ancak bu cümlelerin hemen devamında kültürümüzün "fıkıh kültürü" olarak nitelendirilmesinden yola çıkarak fıkıh usulüne saldırmasını ne ile izah edilecektir?

“Fıkıh usulü ve onun oluşturduğu epistemolojinin anti-entelektüel niteliği ve toplumun karmaşıklaşan sorunlarına çözüm üretemiyor oluşu yüzyıllardır bilinmektedir.”sh.26

Bu saldırıyı destekleme adına Gazali‘nin fıkhın katılığını-donukluğu eleştirmesini de örnek verir. Bk. sh.26. Burada konuları bağlamından saptırmaktadır, şöyle ki;

1-Cabiri‘nin “fıkıh kültürü” ifadesini Gazalinin vurgusuyla yani, katı fıkıh vurgusuyla” olumsuz kabul ediyor. Hâlbuki Cabiri’nin “fıkıh kültürü” tanımlaması İslam hukukunun zenginliğine, farklı içtihadî görüşleri şer’i kadıların uygulamasıyla;  İslam toplumdaki tüm problemleri çözme yetkinliğine vurgu yapmaktadır. Yazarın bu zenginliği ortaya koyan eserlerden haberinin olmadığı anlaşılıyor.

Mesela Wail Hallag’ın “İslam Hukukuna Giriş” ya da, “Hukukun Ahlaki Yapısı”, “Şeriat” ve benzeri kitapları inceleseydi konuyu böyle yorumlamazdı. “İslam Hukukuna Giriş” kitabında Wail Hallag İslam hukukunun zenginliği, ulemanın farklı içtihatlarla bu zenginliğe katkısı ve güncel problemlere tatbik edilmesi konusunda çok güzel bir çalışma ortaya koymuş. Bu zenginlik fıkıh usulünü kullanmanın semeresidir.

Yazar, “fıkıh usulü” denen bilim dalından ya habersizdir ya da başka bir sebeple konuya böyle bakmakta.  Fıkıh Usulü aynı zamanda İslam düşüncesinin de usulüdür. Müslümanların-İslam toplumunun güncel problemlere İslami kaynaklar muvacehesinde çözüm üretmesinin yöntemini ortaya koyar. Fıkıh ve Hadis Usulleri sadece bizim medeniyetimize has ve biriciktir, başka örnekleri hiçbir medeniyette yoktur. Fıkıh ise kelime anlamı itibari ile bilinenlerden yola çıkarak bilinmeyeni vuzuha kavuşturmak anlamına gelen akli faaliyeti içerir. Bakınız. (Müfredat-ul Kur’an -Ragıp El İsfehanî-FKH maddesi)

Bu bağlamda akıl kullanılmadan ne fıkıh usulü ne de fıkıh olabilir. Yazarın Fıkıh Usulü ile ilgili söyledikleri bizim temel disiplinimizi değersizleştirme cümleleridir. Biz olaylara tabii ki kendi epistemolojimizle kendi usulümüzle, kendi kaynaklarımızla, kendi penceremizden bakacağız.

Batıl/ı pencereden mi bakacağız? Onların penceresinden bakmak onlar gibi düşünmeye başlamaktır. Bunun ne anlama geldiğini ABD dış politika teorisyenlerinden J. Nye söylüyor; ”Hasımlarımızın bizim gibi düşünmesini sağlayabilir sek onları silah kullanmadan teslim almış oluruz; maliyeti az ve kalıcı”

Yazarın fıkıh usulünün ve ulemanın bu usulü kullanarak fıkıh yapmasının karşısına demokratik seçimi ve kanun yapmayı koyması da isabetli olmadığı gibi komik de olmuş. Şöyle diyor;

“Adına ister fıkıh deyin ister şeriat, bu kuralları, ulema sınıfı, toplumun katılımı olmaksızın dini metinlere atıf ile üretirler. Bu tarz bir hukuk üretimi de demokrasinin temeli olan, halkın siyasi katılımı ve kararların kamusal bir tartışma sonrasında oylama ile verilmesi prensiplerine zıttır.” Sh.67

Sanki demokrasilerde kanun yapan veya kanun yapmaya katılarak belirleyen halkın kendisiymiş gibi. İnsanları medya manipülâsyonları ve yoğun “medya uyuşturucuları” ile , sürü haline getirerek istedikleri yöne kanalize ediyorlar ve bunun adına da demokrasi diyorlar. Bunun adı demokrasi değil, Byung Chul Han’ın deyimi ile Enfokrasidir. Enfokrasi; enformasyon ve demokrasi kelimelerinin birleşiminden oluşturulmuş, Han’ın ürettiği bir kelime. Yani enformasyon ile sürü haline getirilmiş kitlelerin demokrasisi, özgür seçimleri !..

Enformasyon bombardımanıyla zihinleri işgal edilerek sürü haline getirilmiş toplumların iradi tercihlerinden söz edilemez. Sadece sürü haline getirilip güdülmesinden söz edilebilir.

Yazar burada Ulemanın kanun yapmasını da şiddetle eleştiriyor. Ulema kanun yapınca “Halkın katılımı yoktur” diyor. Demokrasilerde; Anayasa da, kanun yapma da birkaç kişiden oluşan komisyonlara havale edilerek yapılır. Daha sonra, mecliste yapılan oylamayla yürürlüğe konur. Meclise seçilenler de, bu komisyonda kanunları yapanlar da sermaye sahiplerinin iradesine ters hiçbir kanun yapamazlar. Yani sermaye her şeyi belirler.

Fıkhın, İslâmî bütünlükten uzaklaşıp; taklitçi, ihlastan ve estetikten yoksun ruhsuzluğunu İmam Gazali'nin eleştirmesi ve bu yanlışın çözümü için fıkhın tasavvufla birleşmesini görmesi ayrıdır; fıkıh usulünü eleştirmek ayrıdır. Sorunlara çözüm üretilmemesi/üretilememesi, yeni fıkıh üretilmemesi demektir. Bu fıkıh usulünün eksikliği değildir. Bu sorun o usulü kullanmayan muhafazakâr, gelenekçi, siyasi otoritenin emrindeki ulemadan kaynaklanmaktadır. Aslında fıkıh usulünü kullanıp bağımsız........

© İslami Analiz