Bir Başka Zaviyeden
Fıkıh usûlünde “zarureti hamse” -ya da beş ana maslahat- denen bir kavram vardır ve insana dair beş esasın korunması gerektiğini anlatır. Bu beş temel konu din, akıl, can, mal, nesildir ve bunların güvenliğinin sağlanmasıdır. İslam’ın bütün hükümlerinin; emir ve yasakların, sünnet, mekruh ve müstehapların hedefi beş esasın en güzel şekilde korunması içindir. Konu üzerinde bütün ulemanın ittifakı vardır. Şöyle de denilebilir; İslam’ın bütün farzları, haramları, sünnet, mübah, mekruh ve müstehapları bu beş esasın korunması için vardır.
Suriye'de iç savaşın başladığı Mart 2011 yılında, savaşa taraftar olan arkadaşların en temel gerekçeleri Esat rejiminin zalimliğiydi. Esat rejimi zalimdi, zalime karşı cihat edilmeli ve Esat Rejimi devirilmeliydi. Bu savaşa taraftar olanlar; bütün dostluk kelimeleri kullanılarak övülen Esat’ın bir anda niçin şeytanlaştırıldığını, düşmanlaştırıldığını hiç sormadılar. Orta Doğu‘da halkına zulmetmeyen rejim olmadığını da hiç düşünmediler.
Hakikate ulaştıracak soru sorabilmenin temel şartı düşünmek ve idrak etmeyi gerektirdiği gibi meseleyi fıkıh etmeyi de gerektirir. Mevlana'nın tabiriyle söylersek; ”sual de bilgiden doğar, cevap da...”
O günlerde, Suriye’deki savaşı cihat olarak gören ve savunan bir hocaya ve merhum Şeyho Duman hocama yukarıdaki usulü hatırlatarak bir soru sordum: “İslam’ın bütün hükümlerinin hedefi beş temel maslahatın korunmasıdır. Zalime karşı cihat etme hükmü ise genellikle farz-ı kifâye, bazı hallerde farz-ı ayn kabul edilmiştir. Sorumuz şu: “bir farzın yerine getirilmesi için emir ve yasakların tamamının hedefi olan akıl, din, can, nesil ve mal emniyetinin temeline dinamit koyup bunların hepsini ortadan kaldırmak ne kadar makuldür ve şer’idir?
Savaş başladığı günlerden itibaren Suriye’de; akıl, can, din, mal, nesil emniyetinin tamamı ortadan kalkmıştır. Savaş öncesi ise Esat’ın otoritesine ve Sosyalist Baas İdeolojisine söz söylemeyen, eleştirmeyen, muhalif olmayan herkes bu emniyetten sonuna kadar yararlanıyordu. Mesela 28 Şubat döneminde binlerce Müslüman Hanım Türkiye’den Suriye’ye gittiler. Medrese ve üniversitelerde öğrenci oldular. Müslüman kimlikleriyle yıllarca emniyet içerisinde öğrenim gördüler.
Yukarıda sorduğum soruya merhum Şeyho Duman hocam;” haklısın, yerinde bir soru” diye cevap verdi. Suriye’deki savaşa taraftar olup savunan bir hoca ise (ismi bende saklı) “bu soru yanlış” diye cevapladı. Hoca, usûl çerçevesinde sorduğum sorunun doğru olduğunun bile farkında değil. Bu cevabı veren hoca da merhum hocamın talebesiydi, ne yazık ki.
Suriye’de yıllardır devam etmiş olan savaşı da, savaş sonrası “iktidar devrini” de Orta Doğu‘daki gelişmelerden bağımsız değerlendiremeyiz. Suriye’yi sağlıklı bir şekilde değerlendirmek, konuyla ilgili etkenleri göz önünde bulundurmayı gerektirir. Suriye’de olanları; Arz-ı Mevut, BOP Projesi, İsrail’in güvenliği, Doğu Akdeniz enerji koridoru, Büyük Kürdistan, Hizbullah’ın gücü, İran’ın Suriye’deki etkisi, Rusya’nın Suriye’deki etkisi, Akdeniz’deki deniz üssü ve benzeri bileşenlerden bağımsız düşünmemek gerekir.
İsabetli-doğru neticelere ulaşmanın yolu; bölgeye dair geniş çaplı okumalar yapmaktan geçer. Hiç şüphesiz geleceğe dair basiretle yapılacak yorumlar, geçmişi de günümüzü de çok iyi bilmek ve hakikate uygun yorumlayabilmekten geçiyor. Nasıl ki Suriye’de iç savaşı Müslümanlar başlatmadı ise, “Suriye Devrimi” olarak isimlendirilen, 13 yıllık savaşı “on üç günde” bitiren ve Esat’ı iktidar devrine ikna eden dönüşüm de Müslümanlar eliyle olmadı.
Nerede cihat başlatacağımıza, nerede cihada son vereceğimize; neye üzülmemiz gerektiğine, neye sevinmemiz gerektiğine acaba kendimiz mi karar veriyoruz, yoksa başkaları mı davranışlarımızı belirliyor?
Mesela “Kissenger Doktrini” neleri içeriyor? Çatışma bölgelerinde ABD askerlerinin fiilen bulunmaması, politikalarını icra etmek için bölgesel güçlerin kullanılması nasıl anlamalıyız? Bölgede var olan fay hatlarının Amerikan politikasına uygun olarak derinleştirilmesi-kırılması ne anlama geliyor? Bu doktrinin uygulama alanları nerelerdir? Hangi bölgelerde var olan fay hatları derinleştirilir iken, hangi bölgelerde olmayan fay kırıkları oluşturuluyor? Bu sorular ışığında olayları yorumlamak, şu anki yorumlamadan daha farklı sonuçlara bizleri ulaştırmaz mı?
Özellikle son 300 yıldır oryantalist araştırmacılar, emperyalizmin Müslüman coğrafyada izleyeceği yol haritasını belirledi. Şarkiyat araştırmalarının asıl amacı, bilgiyi kolonyal sömürü için kullanmaktır. Sömürgeciler bizimle ilgili;........
© İslami Analiz
