İmamı Azam Ebu Hanife’yi Tanımak…
İmam Azam Ebu Hanife; Numan bin Sabit genel kabul edilen görüşe göre Hicri 80- Miladi 700 yılında Kufe’de doğdu. Hicri 150 Miladi 06 Mayıs 767 yılında vefat etti.
İmamı Azam Ebu Hanife’nin Arap olmadığı kesin. Kimileri Fars, kimileri Türk olduğunu söylüyor. Tarihi rivayetlere göre Fars olma ihtimali daha yüksek.
İmam'ın dedesinin Zota isimli Kabil’li bir Fars olduğu söyleniyor. Bir rivayete göre Mecusi olan Zota İslam ordularına esir düşmüş, daha sonra Kufe’ye getirilmiştir. Zota Kufe’de Müslüman olmuştur. Hz. Ali taraftarı olan Zota Hz. Ali’nin yakınlarından olmuştur. Zota ve oğlu Sabit’in Hz. Ali'nin duasını aldığı rivayet edilir. Bu rivayete göre İmam Ali; Zota ve oğlu Sabit için, “Allah’ım bu kullarının nesline hayır ve bereket ver” diyerek dua etmiştir. İmamı Azam bir anlamda bu duanın kabulüdür.
İmamı Azam’ın asıl adı Numan’dır. Babasından dolayı Numan b. Sabit olarak anılır. Kızından dolayı Ebu Hanife (Hanife’nin babası) olarak anılır. Daha çok bu isimle meşhurdur. Arap geleneğinde kızlarının adıyla anılma geleneği bulunmadığı için Ebu Hanife ismi üzerinde farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Kimileri Hanife; Hokka/Divit/ manasına geldiği için Ebu Hanife kalemin babası demektir demişler kimileri haniflik ile bir bağlantı kurarak Ebu Hanife’nin tevhid ehlinin babası manasına geldiğini söylemişlerdir. Bizim kanaatimize göre kızından dolayı Ebu Hanife olarak anılmış olması daha doğrudur. Lakabı ise İmamı Azam- büyük imamdır.
Kufe gibi bir ilim şehrinde yetişen İmamı Azam çocuk yaşta Kuran’ı hıfzetmiş ve hafız olmuştur. Gençliğini ticaretle geçiren İmam, daha sonra İmam Sa’bî’nin tavsiye ve desteğiyle kendini ilme vermiş kısa sürede ilim meclislerinde adından söz ettirmiştir.
İmam öncelikle Kuran, Hadis, Arapça, edebiyat, sarf ve nahiv, şiir öğrenmiştir. Yetiştiği Kufe şehri ve bütün Irak bölgesi müslim-gayrimüslim birçok düşüncenin, itikadi fırkaların bulunduğu, itikadla ilgili ateşli tartışmaların yapıldığı rey ehlinin etkin olduğu bir şehirdi.
İmamı Azam’ın ticari hayatı;
İlimle uğraşırken ticari hayatını da devam ettiren imam, ekonomik olarak her daim güçlü oldu. Ve yaptığı ticaretle bir Müslüman’ın nasıl bir ticari ahlaka sahip olması gerektiğini gösterdi.
Bir defasında bir kadın, satmak üzere ona bir ipek elbise getirdi. O, fiyatını sordu. Kadın yüz dirhem istedi. İmamı Azam, değerinin yüz dirhemden fazla ettiğini söyledi. Kadın yüzer yüzer artırarak dört yüze çıktığında İmamı azam, daha fazla edeceğini söyleyince kadın, “Benimle eğleniyor musun?” demişti. İmamı Azam de, “Ne münasebet, bir adam getirin de fiyat takdir ettirelim” dedi. Adam çağrıldı ve fiyatı takdir etti: Ebu Hanife o malı beş yüz dirheme satın aldı.
İmamı Azam ticari faaliyetlerinden kazandıkları ile helâl rızık kazandığı gibi, talebelerinin ihtiyaçlarını da karşılamış ve bağımsız bir ilim meclisi kurmuştu. Öğrencisi Ebu Yusuf fakir biri olduğu için o onun parasının bittiğini söylemesine ihtiyaç bırakmadan Ebu Yusuf’u takip eder, o söylemeden yardımda bulunurdu. Gücü yetmeyen talebelerinin de evlenmesini de yardımcı olurdu. Bu olaylar İmamı Azam’ın nasıl bir ticari ahlaka sahip olduğunun somut bir göstergesidir. O; “Ticaret Allah için yapılır, Allah için kazanılır, Allah için harcanır, arada geçimde sağlanır” diyordu.
Ebu Hanife’nin ticaretle uğraşması, onun ekonomik olarak kimseye minnet etmemesini, ilmi ve siyasi faaliyetlerinde net bir tavır ortaya koyarken daha rahat olmasını sağlamıştı. Tarih boyunca genel olarak alimler, ilimle meşgul oldukları için ekonomik olarak sıkıntı içerisinde yaşamışlardır. Bu durum bazı alimler için en büyük zaaf noktası olmuş, saltanat sahipleri alimlerin bu zafiyetlerini kullanmak istemişlerdir. İmamı Azam bu noktada saltanat sahiplerinin makam ve maddi vaatlarına hiç kıymet vermemiş, ilmin ve alimin onurunu her zaman korumuştur.
İmamı Azam’ın bu onurlu duruşunu sadece maddi bağımsızlığına bağlamak doğru olmaz elbette. Varlık sahibi olmasa da, İmam takva ve vakarıyla bu onurlu duruştan başka bir tavır ortaya koymazdı. Ancak İmamın bu onurlu tavrında maddi bağımsızlığının rolü inkar edilemez. İmam, takvası, ilmi, dürüstlüğü ve iktidara karşı net tavrı ile halkın büyük sevgisini kazandı. İmamı Azam vakar sahibi bir insandı. Dünya malına kıymet vermez, az konuşur, çokça tefekkür eder Allah’ın haram ve helal sınırlarında çok hassas davranırdı. Sorulara az ve öz cevap verir muhatabını sıkmazdı. O gerçek bir müçtehitti.
İmamı Azam’ın ve ilim usulü, Rey ekolü
İmamı Azam’ın yaşadığı dönemde İslam dünyasında iki ilim merkezi vardı. Bu iki merkezde iki ayrı ekol ön plana çıkmıştı. Kufe’de rey ekolü, Medine’de hadis ekolü. İslam alimleri Müslümanların karşılaştıkları sorunları çözerken bu iki ekolün usullerini esas alıyorlardı. Kufe rey ashabının merkezi haline gelmişti. Bu ekolün kadim öğretmenleri olarak Hz. Ali ve Abdullah b. Mes'ud gösterilmektedir.
Hz. Ali Kufe’yi hilafet merkezi haline getirmekle birçok sahabenin Kufe’ye yerleşmesine vesile olmuştu. Hz. Ali öncesinde Abdullah b. Mesut Hz. Osman döneminde uzun yıllar Kufe’ de kalmış ve birçok öğrenci yetiştirmişti. Rey Ekolü Hz. Ali ve Abdullah b. Mes'ud’dan, İbn Mes'ud'un öğrencisi Şureyh, Alkame, İbrahim en Nehai ve en son olarak da İmam'in hocası Hammad b. Süleyman’a kadar uzanıyordu. Ama Rey ehli daha çok İmamı Azam Ebu Hanife ile meşhur oldu ve onun ismi ile özdeşleşti. Öyle ki İmamı Azam hadisleri kabul etmemekle kendi reyi ile hüküm vermekle suçlanıyordu. Ama gerçek öyle değildi. Büyük İmam kendisine ulaşan bir sahih hadis olduğunda ona göre hüküm veriyordu. İmamın yaptığı sadece hadisler konusunda titiz olmak sahih olup olmadığını tespit noktasında hassas davranmaktı.
İmam Azam çağının ünlü........
