Ezber Bozumu mu, Ezber Tekrarı mı?
“Suyun suya benzediği gibi; geçmiş hale, hal istikbale benzer.” İbn.Haldun
Malumunuz Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında geçtiğimiz hafta adına “Mekke Anlaşması” denen bir pakt kuruldu.
Pakta göre, bu üç ülkeden birine yapılacak saldırı, üç ülkeye birden yapılmış sayılacakmış.
Her ne kadar Pakistan’ın Hindistan’la ciddi sorunları olsa da asıl meselenin Amerika/İsrail/İngiliz emperyalizmi ile İran, Yemen, Filistin ve Irak arasındaki boğuşmadan Suudi Arabistan’ın hissesine düşen oldukça acı pay olduğuna sanırım kimse itiraz etmeyecektir.
Nitekim İran, Amerika’nın Suudi Arabistan üzerindeki üslerden İran’ı vurması nedeniyle Suudi Arabistan’daki pek çok üssü, rafineri ve petrol tesisini vurdu. Amerika’nın İran petrol ihracatını kesmek için İran’a uyguladığı ambargonun neticesi, İran’ın önce Hürmüz Boğazını ardından Yemenliler vasıtası ile Bab’ül Mendep Boğazını ve Kızıl Denizi kapatması oldu ki bunun Suudiler açısından hayati bir tehdit olduğu ortada. Suudi Arabistan’ın misilleme olarak Yemen’i ve Irak’ı vurması, bölgeyi Suudi Arabistan’ın kaldıramayacağı çok daha büyük bir savaşın eşiğine getirmiş durumda.
Üstelik bunlar olurken her yıl Suudi Arabistan’dan koruma bahanesi ile yüz milyarlarca dolar haraç kesen Amerika mafyasının Suudiler için yapabileceği ya da herhangi bir şey yapmak isteğinin olmadığı da ortaya çıktı.
Görüldüğü kadarı ile Batılı emperyalizm, Orta Dünyada olayları istediği gibi yönlendirmekte, çıkarlarını, menfaatlerini ve yerel ortaklarını korumakta aciz kaldığı bir noktaya gelip tıkanmış durumda. Muhtemelen bu zaafını yerel ortaklarını devreye sokarak, kendi açığını onlara kapattırarak gidermeye çalışmaktan başka bir seçeneği yok.
Haber7 haber sitesi bu konu ile ilgili yaptığı haberin manşetini “Ortadoğu’da Tüm Ezberler Bozuldu” diye girmiş[1].
Meseleye tarihten bakınca “Orta Dünya’da tüm ezberler mi bozuluyor yoksa ezber tekrarı mı yapılıyor?” diye düşünmek gerektiği kanaatine vardım.
Bu nedenle Türkiye’nin emperyalizme yenildiği Büyük Savaş (1. Dünya Savaş) sonrası yaptığı benzer anlaşmalardan bir kaçını hatırlatmak istiyorum.
1- I. Balkan Paktı: 1934. Savaştan yenilerek çıkmış olmasına rağmen müthiş bir hız ve milli dayanışma ile kendini toparlayan Almanya yeni bir hesaplaşma için hazırlanıyordu.
İngiltere ise 1. Dünya Savaşında galip gelmiş olmasına rağmen çok ciddi şekilde hırpalanmıştı. Ve Almanya’yı durdurabilmek için gerekli güce ve ekonomiye sahip değildi. Almanya’nın çevresi Kuzey Buz Denizi, Rusya, Fransa, Hollanda, Norveç ve Polonya tarafından çevrelenmişti. Almanların ilerleyebileceği en zayıf halka Balkan bölgesiydi. İngiltere, kendi yükünü müttefiklerine paylaştırma kararı aldı. Bölgesel çıkarlarını bölgedeki müttefiklerinin üzerine dağıtacaktı. Almanya ve İtalya’yı Doğudan kuşatmak için bir planı devreye soktu. Balkan Devletleri (Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya) arasında bir Balkan Atlantı Paktı kuruldu. Anlaşma Atina’da imzalandı.
Ancak kısa bir süre sonra Romanya taraf değiştirerek Almanların yanına geçti. Hitlerin Birlikleri 1941' de Yugoslavya’yı ve Yunanistan’ı işgal ettiğinde Türkiye sessiz kaldı ve müttefiklerinin yanında savaşa girmedi. Pakt doğal olarak sona erdi. 2. II. Balkan Paktı (1953): 2. Dünya Savaşı sonrasında Batılı Emperyalizm kendine düşman olarak Sovyetler Birliğini seçti. Amerika ve İngiltere, Sovyetler Birliğini çevrelemek için ikisi de NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan ile Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyetini bir pakt çerçevesinde bir araya getirme kararı aldı. Amerika, üç ülkeye de ekonomik ve askeri yardımlarının devamı için bu pakta katılımlarının şart olduğunu gayrı resmi yollardan iletmişti.
Bu yardım meselesi ÖNEMLİ zira ABD Başkanı Nixon 27 Temmuz 1972 günü Washington’da düzenlediği basın toplantısında, Truman’ın Başkanlık dönemine de değinmiş, Türkiye ile Yunanistan’a yardım konusunu desteklediğini söylemiş ve şu ilginç açıklamayı yapmıştı:
“Bu arada şunu da söyleyeyim ki, Yunanistan’a, Türkiye’ye yardımı hala destekliyorum. Bu yardım, şimdi de, o zamanlardaki kadar gereklidir; o zamanki nedenlerin çoğu bugün de devam ettiği gibi, şimdi bu yardım daha da zorunlu olmuştur. Çünkü Yunanistan’la Türkiye’ye yardım etmeksizin, İsrail’i korumak için geçerli politikayı izleyemeyiz”[2]
Açıklamanın mantığı Amerikan Yardımlarının, yerel ülkelere Amerikan politikalarını dayatmak için bir sopa olarak kullanıldığını göstermesi açısından önemli olduğu kanaatindeyiz.
II. Balkan Paktı, Bağdat paktının devreye girmesi, Sovyetlerin Yugoslavya’ya olan tavrını değiştirmesi ve bu nedenle Tito’nun Sovyetlere yanaşması ile işlevselliğini yitirdi ve tarihe karıştı.
3. Ortadoğu Komutanlığı (1956): İngiltere 2. Dünya Savaşının geldiğini anlayınca savaş sürecinde Süveyş Kanalını koruyabilmek için Mısır'la "Eğer 15 sene daha müsaade edilirse, Süveyş'ten askerlerini çekeceğini” taahhüt ederek anlaşma yaptı. Ama savaş sonrası verdiği taahhütlere sadık kalmayarak Süveyş’ten çekilmeyeceğini duyurdu.
Ancak İngiltere’nin 2. Dünya Savaşında Süveyş'i savunabilecek gücü eriyip gitmişti.
İngiltere, menfaatlerini korumak için Ortadoğu Komutanlığı adı altında bir birlik kurarak Süveyş'in kontrolünü bu birliğe yaptırmak istedi. Komuta onda olacak ama askeri başka devletler verecekti. Amerika, Fransa ve -Amerika'nın zorlaması ile- Türkiye'den başka hiç bir ülkeyi razı edemedi. Türkiye'nin askerlerini İngilizlerin emrine vermekte oldukça gönülsüz olmasına rağmen tıpkı Cezayir katliamında Fransızların, Tunus katliamında İtalyanların yanında yer alması gibi Süveyş meselesinde de İngilizlerin yanında olup emperyalist müdahaleyi savunması Mısır ve Suriye Basınında Türkiye'yi Avrupa'nın köpeği gibi gösteren karikatürlerin çizilmesine sebep oldu. 1956 yılında İngiltere,........
