Kalemin Bedeli: Azerbaycan Millî Hükûmeti’nin Yıkılışı ve İran Türk Edebiyatında Şehitler Kuşağı
Bir Uyanışın Kanla Bastırılması
Tarih boyunca milletlerin hürriyet arayışları çoğu zaman ağır bedellerle karşılaşmıştır. İran Türklerinin 1941-1946 yılları arasında yaşadığı büyük millî ve kültürel uyanış da böyle bir kaderle yüz yüze kalmıştır. Azerbaycan Millî Hükûmeti, kısa süren varlığına rağmen Türk dili, edebiyatı, basını, eğitimi ve kültür hayatında derin izler bırakmış; fakat bu uyanış 1946 yılında büyük bir şiddetle bastırılmıştır.
12 Aralık 1946’da Azerbaycan Millî Hükûmeti’ninyıkılması, bir siyasî hareketin sona ermesinden ibaret değildi. Bu hadise, aynı zamanda İran Türklerinin kültür ve edebiyat ocaklarına yönelmiş büyük bir darbe anlamına geliyordu. Şah yönetimi ve onu destekleyen güçler, bu hareketin siyasî yönünden olduğu kadar doğurduğu millî şuurdan da rahatsız olmuşlardı. Çünkü gazete, kitap, şiir, tiyatro, saz ve söz artık halkın uyanışına hizmet eden güçlü vasıtalar hâline gelmişti.
Bu sebeple yıkım, devlet kurumlarıyla sınırlı kalmadı. Yayınevleri, kitapçılar, kültür kulüpleri, şair ve yazar çevreleri de hedef alındı. Türkçe yayımlar toplatıldı, kitaplar yakıldı, aydınlar hapsedildi, sürgüne gönderildi veya öldürüldü. Böylece İran Türk edebiyatının 1941-1946 devresi, hem büyük bir yükselişin hem de derin bir trajedinin adı oldu.
Mir Cafer Pişeverî’nin kurduğu Azerbaycan Millî Hükûmeti’nin Amerika, İngiltere, Sovyetler ve Tahran yönetiminin siyasî hesapları arasında yalnız bırakılıp yıkılmasından sonra, bağımsızlık hareketine gönül veren aydınlar, yazarlar, şairler ve ilim adamları ağır bir takibata uğradı. Zindanlar, sürgünler, idamlar ve faili karanlık ölümler bu dönemin acı hafızasında yer etti.
Şairlerin ve Yazarların Ağır İmtihanı
Azerbaycan Millî Hükûmeti’nin yıkılışının ardından birçok şair, yazar, gazeteci ve fikir adamı ağır baskılara maruz kaldı. Kimileri idam edildi, kimileri zindanlarda hayatını kaybetti, kimileri kayboldu, kimileri de canını kurtarmak için Bakü’ye sığınmak zorunda kaldı.
Şair ve yazar Se’di Yüzbendi’nin vahşice öldürülmesi, Firidun İbrahimî ve Cafer Kâşif’in idamı, Muhammed Bağır Niknâm’ın evinin önünde kurşuna dizilmesi, Ali Fıtrat ve Mir Mehdi İtimat gibi aydınların zindanlara atılması, dönemin unutulmayan hadiseleri arasındadır. Bu yaşananlar, siyasî bir intikam hareketi olmanın ötesinde, bir milletin kültür damarını kesme teşebbüsüydü.
Se’di Yüzbendi’nin katledilmesi, Cafer MehmetzâdeKâşif’in Nazmiye Meydanı’nda feci şekilde öldürülmesi, Muhammed Bağır Niknâm’ın kurşuna dizilmesi, Firidunİbrahimî gibi aydınların idam edilmesi, 1946 felaketinin edebiyat tarihimize kanla yazılmış sayfalarıdır. Bu hadiseler, kalemin ve sözün o yıllarda nasıl büyük bir kuvvet olarak görüldüğünü açık biçimde ortaya koymaktadır.
Cafer Mehmetzâde Kâşif, Millî Hükûmet dönemi İran Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden biridir. 1894 yılında Güney Azerbaycan’ın Mamağan kasabasında çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Uzun süre Tiflis’te bulunmuş, 1945’te İran Azerbaycanı’nda başlayan bağımsızlık hareketlerine katılmış ve bu davaya kalemiyle destek vermiştir. Şiirlerinin halk üzerindeki güçlü etkisi sebebiyle Tahran hükûmetinin hedefi hâline gelmiş ve vahşice öldürülmüştür.
Kâşif’in akıbeti, bir şairin mısralarından korkan rejimlerin aslında halkın uyanışından korktuğunu göstermektedir. Onun şiirleri, halkın gönlünde karşılık bulduğu için tehlikeli görülmüştür. Bu yönüyle Kâşif, kalemin bazen kılıçtan daha etkili sayıldığının acı bir delilidir.
Muhammed Bağır Niknâm ve Muhammed Ali Düzdüzanîde bu şehitler kuşağının genç ve ateşli isimleri arasındadır. Tebriz’de yayımlanan gazete ve dergilerde yazdıkları şiirlerle millî harekete destek vermişler, Türkçü ve vatanperver duruşları sebebiyle 1946 felaketinin kurbanları arasında yer almışlardır. Onların hayatı, İran Türk edebiyatında genç yaşta bedel ödeyen bir neslin varlığını göstermesi bakımından........
