menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vatandan Gurbete Sürdüler Bizi: Ahıskalı Araştırmacı Yazar Orhan Uravelli’yle Söyleşi

7 0
yesterday

Türkiye’ye nasıl geldiniz ve sizinle nasıl tanıştığımızı sizin ağzınızdan dinleyelim.

Eylül 1990’da Türk Tarih Kongresi’ne katılmak üzere Bakü’den davet edilmiş akademisyenlerle birlikte Ankara’ya geldim. O sırada Azerbaycan Bilimler Akademisi Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiye Şubesi’nde araştırmacı tercüman olarak görev yapıyordum. Kongrede Ahıskalı Türkler Sorunu konusunda tebliğ sundum ve meselenin önemli boyutlarını dile getirdim. Artık Sovyetler Birliği’nin miadını doldurduğu ve derin bir kriz içinde bulunduğu gayet açıktı. Bir Ahıskalı olarak Sovyet devletinin halkımıza reva gördüğü mezalimi de asla unutamıyordum, özellikle 1989 Fergana vahşetinden sonra ülkenin benim için hiçbir değeri kalmamıştı. Dolayısıyla ülkenin dışına çıktığım ilk seferde geri dönmedim ve Türkiye’de kaldım. Yabancılık çekmedim, çünkü ben, sürgün edilmiş Ahıskalı Türklerin en şanslısıydım belki de. Bakü Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Türkoloji bölümünden mezun olmuştum, Türkiye ile ilgili araştırmalar yapılan bir enstitüde çalışıyordum, Moskova’da Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde staj yapmıştım. Sovyet halkının bihaber olduğu konuları biliyordum, işim gereği Türkiye basını, akademik yayınları, tarih ve edebiyat araştırmalarını okuyordum. Kısacası ben gurbete değil, vatanıma gelmiştim. Elbette sıkıntı çektim, kolay olmadı, ancak iki yıl sonra vatandaşlık alabildim. Ankara’da bir tercüme bürosunda tercümanlık yaptım. O dönemde Rusça’ya ihtiyaç büyüktü ve talep de yoğundu. Sonra ailemi de getirdim ve işler yoluna girdi.

Ülkü Hanım’la kongrede tanıştık, öğretmen olan ablasıyla gelmişti, kolayca anlaşabildik. Genel olarak o bölgenin, ayrıca Ardanuç’un tarih boyu Ahıska ile iç içe olduğunu biliyordum, lehçe ve kültür farkı yoktu. Şu da var ki Türk dünyası ve özellikle de Ahıskalı Türkler konusu Türkiye’de pek bilinmiyordu, bilgi eksikliği vahim boyutlardaydı. Sonra beni Ardanuç yöre ağzını araştıran Sevgi Şenol’la tanıştırdılar. Ülkü Hanım’la uzun yıllar temaslarımız oldu, onun araştırma ve çalışmalarını hep ilgiyle takip ediyordum.

Ahıska hakkında bize bilgiler verir misiniz?

Doğrusu, son 35 yıl içinde Türkiye’de Ahıska Türkleri konusu artık meçhul olmaktan çıkmış olup birçok araştırma ve kitaplarda ele alınmıştır, medyada yeterli olmasa da haber ve yorumlar yapılmaktadır. Bu mesele, en üst düzeyde değerlendiriliyor, Sayın Cumhurbaşkanımız da bu konuda ilgisiz değildir, devamlı şekilde bizim heyetleri kabul etmekte ve destek vermektedir. “Ahıska” adı, Rusça veya Batı kaynaklarında, bugünkü yabancı medyada pek bilinmez ve ‘Meskhetiya Türkleri’ ifadesi kullanılır. Bizimkiler, buna fena kızarlar, ancak coğrafi adlar zaten dillere göre değişir. Örneğin dünyada Türkler dışında kimse Arnavutluk diye bir ülke bilmez, oranın adı Albanya’dır, kendileri ise Şkiperya derler. Bizim Macaristan dediğimiz ülkeye Batılılar Hungary, Ruslar Vengriya, Ukraynalılar Ugorşina derler. Ermeniler, Gürcistan’a Vrastan derler ve Gürcüler kızsa ne olur, kızmasa ne olur? Tarih içinde yer adları dillere ve coğrafyaya göre farklı şekillenir.

1578 Çıldır Savaşında İran Safevilerinin yenilmesi sonucu Osmanlı Devleti’ne katılana kadar Anadolu’dan Ahıska (şimdiki Artvin, ve Ardahan’ın arazileri) Anadolu’dan ayrıydı, burada ta Moğol-Tatar işgalinden, hatta Celaleddin Harzemşah’ın Kartli Devleti’ni ortadan kaldırınca, kısa süre sonra (1267/1268) Ortodoks Hıristiyan Kıpçaklar, Atabek Prensliği kurmuşlardı. Ahıska Atabekler Prensliği’nin Selçuklular, İran, Azerbaycan, Kafkasya ile ilişkileri oldukça karmaşık konudur. Atabekler, bir süre Trabzon Rum Devleti ile müttefik olmuşlardır ve bu husus, Kitab-i Dede Korkud destanlarına Müslüman Türkmen-Tekfurlar savaşı olarak yansımıştır. Bununla birlikte bu dönemde Ahıska’da Kıpçak lehçesinin Oğuz Türkmen etkisiyle değişmeye başladığını söyleyebiliriz ve bugünkü Ahıska ve Kuzeydoğu Anadolu ağızları artık Oğuzlaşmıştır, fark sadece fonetikte ve yöresel kelimelerde görülmektedir. Doğrudur antropolojik olarak Kıpçak ve Kafkasya özellikleri kalmıştır, fakat 250 yıl (1578-1828) süren Osmanlı idaresinde Ahıska Beylerbeyliği (Eyaleti) siyasi, ticari, etnik ve kültürel açıdan Anadolu ile bütünleşme süreci geçirmiştir.1829 Edirne Muahedesiyle Ahıska Eyaletinin on sancağı, yani bugün Gürcistan’da kalmış kısmı, Rusya’ya bırakılmış ve buradaki süreçler de, sorunlar da bundan sonra farklı mecraya girmiştir.

Bagratlılar’ın menşei konusunda farklı varsayım ve görüşler var, sizin fikriniz nedir?

Kaynaklara göre, M.Ö. Kuzeydoğu Anadolu bölgesine sürülmüş Şambu / Şambat (Smbat) adlı Yahudi burada zamanla itibar kazanmış ve ona Pers dilinde Bagrat (Bagarat, Bagratuni) unvanı verilmiştir. Bagrat soyunun Musevi kökenli olduğu görüşüne katılanlar daha çoktur ve başlıca gerekçeleri de şudur: Ermeni, Gürcü ve Bizans kaynaklarında Bagratlıların Musevi kökenli oldukları açıkça belirtilmektedir. Horenli Movses, bu soyun Yahudi Musevi adları taşıyan diğer temsilcilerini de kaydeder (Bagadia, Hananiah, Assud, Senekia, Tobia, Azaria vb). Kaynaklarda, Musevilikten vazgeçmesi ve putperest olması için Bagrat’a baskı yapıldığı vurgulanmaktadır. M.Ö. ilk dönemde Kuzeydoğu Anadolu’da önemli Yahudi nüfus bulunduğu, bu yüzden Romalıların burada naip ve valileri Yahudilerden seçtikleri, ayrıca bu Yahudiler sayesinde bölgede Ermenilerin çok erken dönemde Hıristiyanlığı kabul ettikleri düşünülmektedir. Sonradan Bagratlı hanedanı, Ermenistan ve Gürcistan koluna ayrılmıştır. Bagratlıların sülale ikametgahı İspir (Saparad) olarak kaydedilmektedir, ancak bizim için önemli olan Constantinos Porphirohgenetos’un Tao (Tayk) ve Kalarç bölgelerinde hakim olan İvir Bagratlılardan bahsetmesidir ve bunlar da kendilerini Davut’a bağlıyorlardı.

Bizim bölge, Ahıska ile aynı şive, lehçe, kültür ve yaşam tarzına sahiptir. Fakat burada bölgenin tarihine Gürcüler sahipleniyorlar, yer adlarını esas alarak çeşitli iddialarda bulunuyorlar, Ardanuç, Yusufeli, Posof, Şavşat, kısacası Yukarı Kura ve Çoruh arası bölgenin Ortaçağ tarihi hakkında görüşlerinizi kısaca ifade eder misiniz?

Elimizdeki kaynaklara bakılırsa, çok eskiden beri etnik ve dini açıdan bu bölgede hakim bir unsur olamamıştır ve İran, Yunan, Roma, Pontus, Bizans gibi büyük devletlerin hakimiyeti söz konusuydu. Ardanuç yöresinde ve bölgenin genelinde Hıristiyan Kıpçaklar, Türkmenler, Lazlar, Rumlar, kısmen Ermeniler ve Kartveller oturmaktaydı. Meskh, Laz (Çan), Tao, Kalarç, Cavakh, Şavş, Dugur, Sper gibi boyların Gürcülüğü ise sadece efsanedir ve tutarsız iddiadır. Burası Selçukluların gelişlerine kadar uzun süre Bizans’ın kuzeydoğu sınırıydı. Kıpçak Hanı Atrak’ın kızıyla evlenen Kartli Kralı Kurucu David’in yaklaşık 40 bin hane (ykl. 200 bin) Kıpçak nüfusu 12. yüzyılda bölgeye getirmesi ve şimdiki Artvin, Ardahan ve Ahıska bölgesinde bütün etnik ve siyasi dengeleri değiştirmiş ve sonuçta Kartli Prensliğinden ayrı Atabekler Prensliğinin kurulmasına yol açmıştır. Kıpçakların gelişiyle birlikte bölgede Türk etnik unsurunun hızla etkinleşerek hakim duruma geçtikleri kesindir. Bagratlıların bu Kıpçak askeri gücü sayesinde yükselişi, zaten bilinen husustur. Bölgede Kıpçakların hakim olması, şimdiki ortak lehçe ve yöresel fonetik özelliklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Uzun süre bölgede oturan ve........

© İnsaniyet