Bir Kat Aşağıda
Sabahın erken vaktinde bir devlet hastanesindeyim. Asansörün kapısı açılınca sedyede, başı ve gövdesi çarşafa sıkıca sarılmış, kaskatı bir beden göründü. Yanında bir bekçi ve ağlayan bir genç kız vardı. Binmeye amade beklediğimden olacak, bir adım geri çekilsem de ayaklarım beni içeri taşıdı. Ürktüm. Ölüm bu denli yakına gelir miydi; uluorta gezdirilir miydi?
Bütün gerçekliğiyle önümde upuzun yatıyordu; asansörün daralan havasında.
Kaç yaşındaydı, ne iş yapardı? Bir ailesi var mıydı?
Serviste vefat eden bu kişiyi —erkek olduğunu tahmin ediyorum— dosyasını kapatmış olarak morga taşıyorlardı. Uykusuz gecelerden, ağrılardan, ilaç kokularından bitap düşmüş bir insanın daha dünya sürgününü sonlandırmıştı ölüm.
Ağlayan genç kıza “başınız sağ olsun” dedim; o da belli belirsiz bir sesle mukabele etti. Demeli miydim? Ben demezsem kim diyecekti? Müteveffanın kızı ya da bir yakını olmalıydı. Pek kimsesi yoktu sanki. Gecenin bir vaktinde ya da gün ağarmadan arayıp “yakınınız vefat etti” diye haber vermişlerdi. Elde kalan birkaç yakından biri bu genç kız çıkıp gelmişti. Neyse ki........
