Müslüman Coğrafyasında “İslam Ahlakını” Yeşertmek Mümkün Mü? Bir İç Muhasebe Çağrısı
Eskilerin güzel bir sözü vardır; “Eğri oturup doğru konuşmak.” Dürüst olmamız lazım. Sorunu dile getirmekten kaçmak sorunu yok etmez, bilakis sorunun büyümesine katkı sağlar. İslam, özünde huzur, adalet ve güzel ahlak dini olarak tanımlanır. İnsanlığa sunduğu değerler sistemi; bireyin iç dünyasını arındırmayı, toplumsal düzeni sağlamayı ve nihayetinde hem dünyada hem de ahirette saadeti hedefler. Ancak bugün İslam coğrafyasına baktığımızda, bu ideallerle örtüşmeyen bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Şiddet, adaletsizlik, tembellik, vizyonsuzluk, yozlaşma, güvensizlik ve ahlaki çözülme gibi sorunlar birçok Müslüman coğrafyada belirgin hâle gelmiştir. Bu durum, kaçınılmaz olarak şu soruyu gündeme getirir: Eğer İslam huzur ve güzel ahlak ise, neden Müslüman toplumlarda bu değerler yeterince görünür değildir? Bu soruya verilecek cevap, yüzeysel açıklamalardan ziyade derinlikli bir iç muhasebeyi gerektirir kanaatindeyim. Sorunun kaynağını dış faktörlere indirgemek işin kolayına kaçmaktır. Her sorunda olduğu gibi bu sorunumuza da tespit, teşhis ve tedavi şeklinde üç aşamadan bakmakta fayda vardır.
1) Tespit: “Kendinizi temize çıkarmayın” (Necm, 53/32) Ayetin de ifade edildiği gibi her şeyden önce yapılması gereken, bireysel ve toplumsal düzeyde samimi bir iç murakabeye yönelmektir. İslam’ın sunduğu değerler ile mevcut durum arasındaki çelişkiyi fark etmek, bu sürecin ilk adımıdır. Bu noktada diyalektik bir yaklaşım önem kazanır: Bir iddianın doğruluğu, onun hayattaki yansımalarıyla test edilir. Eğer İslam huzur ise, huzursuzluk neden vardır? Eğer İslam güzel ahlak ise, ahlaki zaaflar neden yaygındır? Bu sorular rahatsız edici olabilir; ancak hakikate ulaşmanın yolu, rahatsız edici soruları sormaktan geçer. Kur’an’ın birçok ayetinde insanın düşünmeye, sorgulamaya ve kendini hesaba çekmeye davet edilmesi, bu yöntemin önemini açıkça ortaya koyar.
“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, büyük hesap günü için kendinizi hazırlayın! Çünkü kıyamet gününde hesap, ancak dünyada iken kendisini hesaba çekenler için kolay olacaktır” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25.) Bu mesajı bize ileten Hz. Ömer’in yaşantısında, siyasetinde ve adilane idaresinde acaba bunun etkisi yok muydu? Kesin olan şu tespitte hem fikiriz: “bir problem vardır.” O zaman şu soruyu soralım; “Problem savunduğumuz değerlerde mi yoksa o değerlerden uzak veya bigâne oluşumuz mu?”
2) Teşhis: Teşhis aşamasında en büyük tehlike, sorunu örtbas etmek veya yanlış isimlendirmektir. Kendi kendimizi aldatmak, problemi daha da derinleştirir. Bugün Müslüman toplumlarda görülen sorunların önemli bir kısmı, dinin özünden uzaklaşma ve ahlaki boyutunun ihmal edilmesiyle ilgilidir. Yani ahlaktan uzaklaşmış bir dindarlık. Zira İbadetlerin şekilsel olarak yerine getirilmesi, ahlaki dönüşümle desteklenmediğinde eksik kalır. Dürüstlük, adalet, merhamet, sorumluluk ve hesap bilinci gibi değerler geri plana itildiğinde, geriye sadece formel, şekilci bir din anlayışı kalır. Bu da “ahlaktan arındırılmış bir din” tehlikesini beraberinde getirir. Böyle bir durum, tarih boyunca diğer dinlerin yaşadığı yozlaşma sürecine benzer bir akıbeti doğurabilir. Şu anda Müslümanların yaşadığı da bu olsa gerek. İslam medeniyetinin ihtişamını örten de bu anlayıştır. Bu anlayışı Hz. Peygamber (sav) asırlar öncesinden “vehn........
