Xan Brooks Lars von Trier’in Parkinson teşhisi sinemanın idam fermanı anlamına geliyor
Birkaç yıl önce Somerset kapalı pazarında bir John Lydon konserine katılmıştım. Müzik iyiydi ve ortam neşeliydi, etraf engelli ve yaşlı punklarla doluydu. Yürüteçlere tutunan ve tekerlekli sandalyede oturan punklar vardı. Hatta külleri saklama kabına konmuş ölü bir punk bile vardı, eski Sex Pistols üyesinden küllerini sahneye dökmesini istemişti. Lydon da buna mecbur kalmış ve gülümsüyormuş gibi yaparak, "Kusura bakma dostum ama tadın Gauloises gibi" demişti.
Polislerin gençleştiğine dair sıkıcı atasözünü unutun. Yaşın gerçek ölçüsü punkların yaşlanmasıdır, en azından yeni dalga (new wave) müzik ve grindhouse sinemasının ışıltısında büyüyen bizler için böyle. Bir zamanlar 80'leri ve 90'ları coşturan yeni yetmelerin ve çılgınların sessiz sedasız huzurevlerine götürüldüğünü ya da vefat ettiğini ve arkalarından anma törenleri yapıldığını görmektir. Bu insanlar hayattayken vahşi, karanlık ve zevkli bir şeyi temsil ediyordu. Öldüklerindeyse bir dizi gülümseyen mim ve ilham verici alıntıya indirgeniyorlar. Hangisinin daha endişe verici olduğundan emin değilim.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Örneğin son zamanlarda David Lynch için yazılan övgü dolu yazıları okuyan biri, onun bir fincan sıcak kahve ve günlük meditasyon tavsiyeleriyle takipçilerini aydınlatan, Amerika'nın ayrıksı, iyi huylu amcası olduğunu düşünmesi anlaşılabilir. Kesinlikle böyle bir yönü vardı ama bu, ürettiği gerçek işin görmezden gelinmesi riskini de yaratıyor. Lynch'in sanatı şirin değildi. Straight'in Hikayesi'ni (The Straight Story) bir kenara koyacak olursak, kaotik ve vahşiydi, bizi iliklerimize kadar ürpertmek istiyordu. Ölümünün ertesi günü Lara Flynn Boyle, "İşte film yapımcılığının Willy Wonka'sı gidiyor" diye methiyeler düzüyordu, sanki Lynch bir grup hayran çocuğa "Pure Imagination" şarkısını söyleyip sonra da sahnenin solundan çıkmış gibi.
İnsan aramızdan ayrıldığında Lars von Trier'in nasıl tanımlanacağını hayal etmekten korkuyor. Sinemanın Just William'ı mı? Arthouse'un Horrid Henry'si mi? Şimdilik........
© Independent Türkçe
