menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Amedspor ile futbolu yeniden düşünmek- II

14 0
10.09.2026

Futbol Arjantin’e 19. yüzyılın ikinci yarısında İngilizlerle birlikte geldi. Limanlardan, demiryollarından, İngiliz okullarından geçti. İlk kulüpleri kuranlar, oyunun kurallarını öğretenler, nasıl oynanacağını tarif edenler büyük ölçüde onlardı. Topla birlikte bir futbol anlayışı da taşınmıştı ülkeye.

Ama oyun bir yerde uzun süre misafir kalmıyor. İngiliz okullarının duvarlarından çıkıp Buenos Aires’in işçi ve göçmen mahallelerine, boş arazilere, sokak aralarına, potrerolara düştüğünde onu artık başka çocuklar oynuyordu. Düzgün sahaları yoktu, top her zaman bildiğimiz futbol topu değildi; daracık yerlerde topu kaybetmemek, rakibin karşısından bir yol bulmak, aniden yön değiştirmek, beklenmedik bir hareket icat etmek gerekiyordu. İngiltere’den gelen oyun, onu oynayanların hayatına karıştıkça değişmeye başladı.

Zamanla fútbol criollo diye anılacak, Río de la Plata’ya özgü yeni bir oyun kültürü filizleniyordu. Galeano, Gölgede ve Güneşte Futbol kitabında bunu şöyle anlatıyordu: “Buenos Aires ve Montevideo arsalarında yeni bir tarz, kendine has bir oynayış biçimi filizleniyordu. Futbolcular topun sadece tekmelenmediği, ayaklar adeta birer elmişçesine tutulduğu ve saklandığı o daracık alanlarda kendi dillerini yaratıyorlardı. İlk yerli virtüözlerin ayaklarında el toque (dokunuş) doğdu. Topa sanki bir gitara, bir müzik kaynağına dokunur gibi dokunuyorlardı.”

Değişen pasın uzunluğu ya da çalımın sayısından fazlasıydı. Topla kurulan ilişki değişiyordu. Zamanla bu futbolun bir adı daha olacaktı: La Nuestra. Bizimki. Bizim Futbolumuz…

Teknik beceriyi, yaratıcılığı, çalımı, pası ve hücum düşüncesini önemseyen bir futbol fikriydi. Hikâyesinin daha derininde, dışarıdan gelen bir oyunun mahalleden, çocukluktan, gündelik hayattan geçerek yeniden kurulması vardı.

Futbol tarihini İngilizlerin mekanik, Arjantinlilerin yaratıcı olduğu rahat bir karşıtlığa sıkıştırmak elbette mümkün değil. Aynı yıllarda İngiltere’nin işçi mahallelerindeki çocuklar da sokaklarda ve boş arazilerde kendi futbol dünyalarını yaratıyordu. Futbol kültürleri birbirinden öğreniyor, birbirini değiştiriyordu. Zaten futbolun en ilginç taraflarından biri bu ya; oyun yolculuk ettikçe aynı kalıyor ve aynı anda değişiyor.

Top aynı top, kale aynı kale, oyun yine on bire on bir. Buenos Aires’te topa başka bir tarih dokunuyor; Donostia’da başka bir toplum, Napoli’de başka bir kent, Barcelona’da başka bir siyasal ve kültürel hafıza. Dünyanın her yerinde aynı kurallarla oynanan futbol, içine karıştığı hayatla birlikte başka bir kültür yaratıyor.

César Luis Menotti’nin La Nuestra içindeki yerini de buradan anlamak mümkün. Onun derdi hangi dizilişle oynanacağından ibaret değildi. Nasıl futbol oynadığınızla nasıl futbolcu yetiştirdiğiniz arasında bir bağ olduğuna inanıyordu; oyuncuyu teknik direktörün planını yerine getiren bir parçaya dönüştüren futbol anlayışına itirazının arkasında da bu vardı.

Bugün Menotti’nin adını Maradona’nın adıyla birleştiren Maradona Menotti eğitim programı, bu düşünceyi çocukların ve antrenörlerin dünyasına taşıyor. İki ismin yan yana gelmesi tesadüf değil. Menotti’nin adı bu futbolun düşünsel mirasını taşıyor; Maradona’nınki sokağı, yoksul mahalleyi, halkla kurulan bağı ve futbolun uslu çocuğu olmayı reddeden o büyüleyici itirazı.

Bu anlayış üç aşamada ilerliyor: ayudador, formador, entrenador. Küçük yaşlarda çocuğun karşısına her şeyi bilen bir teknik direktör çıkmıyor. Ayudador, sözcüğün anlamına yakın biçimde yardımcı olan kişi; çocuğun oyunu keşfetmesine imkân tanıyor, ne yapacağını her adımda tarif etmek........

© İlke TV