Yeni süreç, eski konsept; öndersizleştirmek!
Türkiye’de devlet ile Abdullah Öcalan arasında yeni bir sürecin başlatıldığı ilan edildiğinden bu yana, siyasal alanda yalnızca aktörler değil, dilin kendisi de dönüşüme zorlanıyor. Bu dönüşmüş dil son tahlilde aynı köye varmak istiyor.
Türkiye’de başlayan bu “yeni süreç”ten önce, uzun yıllar boyunca Kürt siyasetinden talep edilen temel pozisyon “Öcalan’la, PKK ile aranıza mesafe koyun” çağrısıydı. Bugün bu açık talep yerini daha örtük fakat çok daha yönlendirici bir telkine bırakmış durumda. “Öcalan’la aranızdaki mesafeyi kapatın” biçiminde tarif edilebilecek bu yaklaşım adeta günün sonunda o arzu edilen tarihsel mesafelendirmeyi başarmayı arzuluyor.
Bu yön değişimi, yüzeyde “yeni bir süreç” izlenimi yaratsa da sahada bambaşka bir tabloyu işaret ediyor. Çünkü çağrının kendisi değişmiş olsa da sürecin işleyiş biçimi ve yarattığı tartışmalar izlendiğinde, devletin hâlâ klasik reflekslerini taşıdığı görülüyor. Tam da bu nedenle bugün yaşananlar yalnızca bir süreç olarak değil, yeni bir konsept olarak mümkün hâle geliyor.
Konseptin merkezindeki isim: Devlet Bahçeli mi?
Bu yeni konseptin merkezinde yer alan isim Devlet Bahçeli görünüyor. Bahçeli’nin Öcalan’a dair son dönemde kurduğu dil, bir yandan Öcalan’ı sürecin muhatabı olarak işaret ederken diğer yandan onun etkisini, belirleyiciliğini ve meşruiyetini tartışmalı hâle getiren hamleler içeriyor…
Aslında bu iki çizgi birbiriyle çelişmiyor; tersine aynı stratejinin iki tamamlayıcı unsuru gibi duruyor. Bahçeli’nin dili, Öcalan’ı sürecin adresi olarak kabul ederken onu gerçek bir muhatap olmaktan uzaklaştıran bir çerçeve üretiyor.
Zamanlama ve algı yönetimi: Rastlantı değil, müdahale
Son olarak bir buçuk ay önce verilmiş, sürecin yürütülmesinde bir motivasyon jesti olarak düşünülmüş bir kilimin bugün gündeme taşınması; kasım ayına ait, reel, pragmatik politikanın izlerini taşıyan Meclis tutanaklarının özellikle........
