menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Keşke içime koyup sana getireydim

45 0
12.09.2026

Eugenıo Borgna, dostluk üzerine isimli kitabında, Simone Weil’in bir mektubundaki dostluk kavramını alıntılar. “Zira dostluk bana göre kıyaslanamaz ve ölçüsüz bir nimet, metaforik olarak değil de kelimenin tam anlamıyla bir yaşam pınarı.” * Bu pınardan kimlerin su içtiği ve kimlerin o suyu yüzlerine sürdüğü önemli. Bana göre ise umudun bir bekleyişten çıkıp büyük bir kavuşmaya döndüğü andan itibaren başlar. O zaman yaşam pınarından fışkıracak sözcükler buyruğun çok ötesinde konumlanacak ve sarılmanın kalbe uzandığı büyük sözcüklerin zamanı başlayacaktır. İnsan bildiği çoğu şeyi unutan bir varlık ama unutmayacağı ve hep etrafında gezeceği şey, içine aydınlık ve sıcaklık olarak düşen dostluğun ışığı olacaktır.

Selçuk Mızraklı tahliye olup, Selahattin Demirtaş’ın annesini ziyarete gittiğinde, aralarında geçen o büyük diyalog tam olarak bir dostluk tanımından çıkıp gelmişti. Oğlunu bekleyen bir anne ve oğlunun özlemiyle, onun yanından gelen birine sarılması ve onun kokusunu hissetmesi kadar, kapı açılır açılmaz söylediği; “Sen niye tek geldin?” sözündeki anlam, ona verilen yanıtla daha sarsıcı bir yere doğru gitmiştir. “Keşke içime koyup, sana getireydim. O günler de gelecek.” Müthiş ve büyüleyici iki konuşma. Biri en büyük hasretini ve bekleyişini ifade ederken, diğeri o hasretin kapısından dostluğunu içeri sokar.

Bu sözler beni Dersim’e götürdü. Aşiretler, aralarındaki........

© İlke TV