Mehdi Zana: Halk aklının modern fıkrası
Yetmişli yılların Türkiye’sini yalnızca sağ-sol çatışmasıyla anlatmak eksik kalır. O yıllarda başka bir şey daha vardı: İnsanlar yaşadıkları şehri değiştirmek istiyorlardı. Bu yüzden yetmişlerin sonuna doğru bazı belediye seçimleri sıradan seçimler olmaktan çıktı. Sandık yalnızca bir başkan seçme aracı değildi; belediye, halkın kendi hayatına doğrudan müdahale edebileceği, kendi sözünü kurabileceği bir alana dönüşüyordu.
Ben o zaman portakalda su bile değildim… Hepsi de yakışıklı adamlardı: Diyarbakır’da Mehdi Zana, Ağrı’da Urfan Alpaslan, Batman’da Edip Solmaz ve Fatsa’da Fikri Sönmez.
Bu başkanların hikâyeleri aynı değildi. Arkalarındaki siyasal hareketler farklıydı, ideolojik dünyaları arasında önemli ayrımlar vardı. Ama hepsinin hikâyesinde ortak bir duygu vardı: “Bu şehir böyle yönetilmek zorunda değil.” Yetmişlerin sonunda belediye, merkezî siyasetin karşısında yerel bir toplum tasavvurunun denenebileceği bir alana dönüşmüştü.
Bugünden bakıldığında belediye başkanlığı daha çok teknik bir görev gibi görünüyor: yol yapmak, su getirmek, çöp toplamak, imar düzenlemek… Oysa yetmişlerin siyasal atmosferinde belediye bundan daha fazlasıydı. Devletin yereldeki yüzüyle halkın gündelik hayatının karşılaştığı en görünür yerdi. Bu yüzden bir belediye başkanının halktan yana konuşması, yalnızca belediyecilik anlayışını değil, başka türlü bir hayatın mümkün olduğuna dair siyasal bir iddiayı da taşıyordu.
Zana’nın 1977’de Diyarbakır’da bağımsız aday olarak belediye başkanlığını kazanması bu yüzden önemlidir. Geleneksel yerel eşraf siyasetinin dışından geliyordu. Terzilik yapmış, işçi kökenli bir hayat sürmüş, bildik siyasal elitlerin içinden çıkmamıştı. Ustası Niyazi de halk arasında hâlâ siyasi fıkralarıyla anılan biriydi. İkisi, hikâyesi ağır Bitlisli bir Ermeni ustadan iğne ve makası öğrenmişlerdi. İliklemekle kumaş kesmenin, yalnızca bir meslek değil, bir dünya görüşü olduğunu onlardan öğrenmişlerdi belki de: Hayatta bazen bir şeyi birleştirmek, bazen de fazlalığı kesip atmak gerekir.
Mehdi’nin seçilmesi, “Kim belediye başkanı olabilir?” sorusunun cevabını değiştirdi. 1977 seçimlerinde Türkiye’nin o zamanki 67 ilindeki belediye seçimlerinde bağımsız adaylardan yalnızca iki kişi belediye başkanlığını kazandı; bunlardan biri Mehdi Zana’ydı. Ama Zana’nın asıl hikâyesi seçim sonucundan sonra başladı. Çünkü bazı insanlar bir makama gelir; bazıları ise geldikleri makamın anlamını değiştirir.
Zana zamanla halkın dilinde bir fıkra karakterine dönüştü. Bu, onun küçülmesi değil, tersine halkın hafızasına girmesiydi. Halk sevdiği insanları yalnızca övmez; onlarla dalga da geçer. Çünkü fıkra, insanı anıtlaştırmanın ters yoludur. Heykeli yere indirir, kravatını çıkarır, makamını unutturur ve onu yeniden sokağa bırakır.
Zana da böylece yalnızca belediye başkanı olmaktan çıktı. İnsanların konuştuğu, güldüğü,........
