menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Selfie medeniyetinin hikayesi – Modern insanın seyahat tarzına dair notlar

46 0
07.06.2026

Geçtiğimiz yaz Fransa’da geçirdiğim yirmi gün, bana yalnızca şehirleri, meydanları, yüzyılların hafızasını taşıyan sokakları ve müzeleri tanıma imkânı sunmadı; aynı zamanda modern insanın dünyayla kurduğu ilişkinin mahiyetinde yaşanmakta olan esaslı bir dönüşümü fark etmemi sağlayan bir tecrübeye dönüştü.

Paris’in kalabalık meydanlarında, Hyères’in Haçlı Şövalyelerin izini taşıyan caddelerinde ve Provence’ın eski sokaklarında dolaşırken giderek kendini tekrarlayan bir manzarayla karşılaştım: İnsanlar görmek için değil, göstermek için oradaydı. Bir sanat eserinin yapıldığı anı hissetmek, bir şehrin tarihî dokusuna temas etmek ya da gündelik hayatın akışı karşısında sessizce durup seyretmek yerine, birkaç saniyelik fotoğraflar çekip hızla ilerleyen kalabalıkları gördüm. İlk bakışta sıradan bir turistik alışkanlık gibi görünen bu davranış, zamanla zihnimde daha rahatsız edici bir soruya dönüştü. Modern insanın gezme, görme, keşfetme ve anlama merakı gerçekten kaybolmaya mı başladı? Bu sorunun zihnimi meşgul etmesinde Zülal’in yol boyunca yaptığı dikkatli gözlemler ve isabetli analizler belirleyici oldu.

İnsan gerçekten dünyayı anlamak mı istiyor, yoksa yalnızca onu sergilemek mi? Bugün dünyanın en ihtişamlı meydanlarında, müzelerinde, savaşların izlerini taşıyan şehirlerinde ya da insanlığın etkileyici hikâyelerini saklayan kadim mekânlarında dolaşan kalabalık insan kümelerine baktığınızda tuhaf bir sahneye şahit olursunuz.  İnsanlar artık gördüğünün arkasındaki hikâyenin izini sürmek için değil, fotoğraf çekmek için oradadır. Sorular sormak, anlamaya çalışmak, tarihin sessiz tanıklarıyla konuşmak yerine bir görüntü elde etmenin telaşı içindedir.

Modern insan dünyayı hiç olmadığı kadar çok dolaşıyor; fakat onu hiç olmadığı kadar az görüyor. Bir zamanlar seyahat etmek yalnızca yer değiştirmek değildi. Seyahat, dünyayla karşılaşmanın bir biçimiydi. Zira karşılaşma ve temasın, insanın duygu ve fikir dünyasını yeniden inşa eden bir tesirinin olduğunu bilirdik.  İnsan başka bir şehre gittiğinde o şehrin mimarisine bakar, insanların yüzlerini inceler, dillerini işitir, tarihini merak ederdi. Çünkü seyahat etmek aynı zamanda öğrenmekti.

Theodore Zeldin, İnsanlığın Mahrem Tarihi adlı eserinde, modern çağın en çarpıcı fenomenlerinden birinin insanların tarihte hiç olmadığı kadar hareketli hale gelmesi olduğunu söyler. Ona göre dünyanın en kalabalık ulusu artık herhangi bir devletin vatandaşları değil, sürekli yer değiştiren seyyahlardır. Ancak Zeldin’in sorguladığı şey, insanların daha fazla yol kat etmesi değil, yolculuğun anlamının köklü biçimde değişmesidir. İnsanlar daha fazla ülke görmekte, daha fazla şehir dolaşmakta; fakat çoğu zaman karşılaştıkları hayatları, kültürleri ve insanları gerçekten tanımaya vakit ayırmamaktadırlar. Seyahat, insanın ruhunu zenginleştiren ve onu başkalarıyla sahici biçimde buluşturan bir deneyim olmaktan uzaklaştığında, geriye yalnızca mekânların birer tüketim nesnesine dönüştüğü yüzeysel bir dolaşım kalmaktadır.

Eski........

© İlke TV