Barışı erteleyen demokrasi arayışı ve YENİ Parti’nin paradoksu
Birkaç gündür Türkiye gündemini belirleyen ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak tartışılan düzenlemeye dönük eleştirilere, muhalif söylemlere ve siyasi çıkışlara dair tartışmaların seyrine bakıldığında Türkiye siyasetinin en kronik hastalığından bir kez daha sıyrılamadığını görüyoruz: Alternatif üretmeksizin yalnızca itiraz etmek ve “kusursuz” olmayan bir adımı daha doğmadan boğmaya çalışmak…
Bu süreçte iki temel kesimden yükselen itirazlar dikkat çekiyor. Bir yanda kendisini “sol/sosyalist” veya “ilerici” olarak tanımlayan ama somut çözüm zeminine gelindiğinde reddiyeciliğe sığınan Türk solunun bir kesimi, diğer yanda ise YENİ Parti tabanının “önce mükemmel bir hukuk devleti olsun, meseleyi sonra konuşuruz” diyen ertelemeci yaklaşımı.
Her iki tutum da ne yazık ki tarihsel gerçeklikle ve toplumsal meşruiyet ihtiyacıyla örtüşmemektedir. Fakat burada ciddi bir tarihsel paradoks var.
“Kürt meselesi ancak Türkiye demokratikleşirse çözülebilir” dediğimiz anda Kürtlerden bir kez daha demokrasinin tamamlanmasını beklemelerini istemiş oluyoruz. Oysa Kürtler yaklaşık yüz yıldır o “sonra”yı bekliyor.
Cumhuriyet tarihinin farklı dönemlerinde dil yasakları, inkâr ve asimilasyon politikaları, olağanüstü hal rejimleri, zorunlu göçler, siyasal parti yasakları, cezaevleri ve cezasızlık; yalnızca bugünkü iktidarın değil, devletin farklı dönemlerde ürettiği siyasal düzenin birer parçası oldu.
Dolayısıyla Kürt meselesi ile Türkiye’nin demokrasi sorununu iki ayrı dosya gibi ele almak tarihsel olarak mümkün görünmüyor. Bu noktada dünyada benzer durumdaki deneyimleri referans aldığımızda apayrı bir sonuç çıkıyor karşımıza.
Kuzey İrlanda’da Good Friday Agreement, Güney Afrika’da apartheid’den demokrasiye geçiş, Kolombiya’da FARC anlaşması ya da Nepal’deki barış süreci tarafların önce “kusursuz bir demokrasi” kurup sonra çatışmayı çözmesini beklemedi. Tam tersine çatışmanın çözümü demokratik dönüşümün araçlarından biri haline geldi.
Çatışma dönüşümü ve barış inşası alanlarındaki çalışmalarıyla bilinen Amerikalı sosyolog John Paul Lederach’ın barış çalışmalarında ısrarla vurguladığı gibi, kalıcı barış yalnızca silahların susması değil, çatışmanın taraflarının birbirlerini yok edilmesi gereken düşmanlar olmaktan çıkarıp siyasal muhataplar olarak kabul edebilecekleri yeni bir ilişki kurmasıdır.
Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de ihtiyaç duyulan şey yalnızca PKK ile devlet arasındaki silahlı çatışmanın sona ermesi değildir. Asıl tarihsel dönüşüm devlet ile Kürtler arasındaki ilişkinin de dönüşmesidir. Türkler ile........
