menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kütüphanede olmayan kitaplar

34 0
31.05.2026

Türkiye’de demokrasi hep trajikti ama farsa hiç bu kadar yakın olmamıştı. “Ülkeler ve Fıkralar” kitabının Türkiye bölümünde şu fıkra yer alıyor: Bir mahkûm cezaevi kütüphanesinden bir kitap ister. Gardiyanın getirdiği yazılı cevap şöyledir: “Aradığınız kitap yok ama yazarı elimizde…” Fıkra gibi ama bir yandan da çıplak gerçeklik. Türkiye’de cezaevleri her zaman yazarların, gazetecilerin ve sanatçıların mecburi ikametgâhı oldu. Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Orhan Kemal ve niceleri hem en güzel eserlerini parmaklıklar ardında yazdılar hem de hapishaneleri anlatan büyük eserler bıraktılar.

Kadın yazarlar da bu geleneğin önemli bir parçasıydı. Sevgi Soysal’ın Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu veya Füruzan’ın 47’liler’i en belirgin örneklerden… Ya da Suat Derviş, 1944 Tevkifatı’nda hamileyken kapatıldığı koğuşlardan dışarıya sızdırdığı romanı Ankara Mahpusu, Fransa’ya ve ABD’ye kadar ulaştı. Fosforlu Cevriye’nin eşsiz dili ve sınıfsal bakışı, hapishanede aynı koğuşu paylaştığı kadınların hikâyelerinden damıtılmıştı.

Bu gelenek hız kesmedi. Bugün de Silivri ve Edirne cezaevleri birer yayınevine dönüştü. Ahmet Altan, Dünyayı Bir Daha Göremeyeceğim kitabıyla dünyaya seslendi. Selahattin Demirtaş’ın romanları ve öyküleri duvarları aştı.

Bu köklü hapishane edebiyatı geleneğinin bir parçası olarak, yakın dönemde Silivri’de yazılmış iki kitabı art arda okuma fırsatım oldu: Ercüment Akdeniz’in Kanatlarını Göçte Bırakanlar: Kardeşim Boro’su ve Furkan Karabay’ın Bizim Burada Ne İşimiz Var? adlı öykü kitabı.

Kardeşim Boro, Ercüment Akdeniz’in kardeşini, göçmen bir devrimciyi,........

© İlke TV