menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devletsiz bir ulusun ulusal sineması

40 0
16.05.2026

Filistin sineması, ‘Filistin’de çekilen’ veya ‘Filistin’i anlatan’ filmlerden çok daha fazlasıdır. İlk sahnesinden itibaren bir halkın görünür olma mücadelesidir. Edward Said’e göre Filistin meselesi aynı zamanda bir görünürlük meselesidir. Filistinli ya hiç yokmuş gibi gösterilir ya da yalnızca öfke ve şiddetle temsil edilir. Filistin sineması bu kuşatmaları kırmaya çalışır. Hem “halkı olmayan toprak” efsanesine hem de Filistinliyi yalnızca tehdit figürüne indirgeyen medya diline karşı başka görüntüler üretir.

Bu yüzden Filistin filmlerinde bir anahtar, bir zeytin ağacı, bir düğün, bir hapishane koğuşu, bir mülteci kampı ya da çıplak ayaklarını toprağa basan yaşlı bir kadın yalnızca film sahnesi değil; “Biz vardık, varız” deme biçimleridir.

Profesör Hamid Dabaşi’nin Filistin Sineması Bir Ulusun Hayalleri kitabında ifade ettiği gibi Filistin sineması, “devletsiz bir ulusun ulusal sineması”dır. Ulusal sinema çoğu zaman devletle, okullarla, arşivlerle ve salonlarla birlikte düşünülür. Filistin’de ise bunların çoğu ya hiç yoktur ya da işgal, sürgün ve yoksulluğun baskısı altında kesintiye uğramıştır. Ama sinema vardır. Hatta bu yokluğun içinde doğduğu için vardır.

Filistin topraklarının sinemayla ilişkisi çok erken başlar. 1897’de Lumière kameramanı Alexandre Promio, Yafa ve Kudüs’te kısa görüntüler çeker. Yani Filistin, sinemanın kadrajına neredeyse sinema tarihi kadar erken girer. Fakat önce kendi kamerasıyla değil, başkasının bakışıyla görünür. 1948 öncesi döneme ait yerli film girişimlerinden söz edilse de bu dönemin kayıtları büyük ölçüde kayıptır. Hatırlamakta yarar var: Sinema tarihinin miladı sayılan ilk gösterimler 1895’te düzenlenmiştir. İlk Türk filmi kabul edilen 1914 tarihli Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı filmini izleyen yoktur.

1948 Nakba’sı, Filistin sinemasının kurucu travmasıdır. Nakba, Filistin filmlerinin bütün imgelerinden sızan büyük yaradır. Evini kaybedenlerin sakladığı anahtarlar, artık işe yaramayan tapular, aile fotoğrafları, diplomalar, yıkılmış köylerin adları… Bunların hepsi Filistin belleğinin direniş nesneleridir. 

1948 ile 1967 arası dönem, Filistinlilerin bir suskunluk devresinden ziyade, yerinden edilmenin ve kurumsuzlaşmanın sinemadaki sancılı karşılığıdır. Asıl büyük kırılma 1967 Naksa’sından sonra gelir. Arap milliyetçiliğinin yenilgisiyle birlikte Filistinliler, kurtuluşun başkaları tarafından getirilmeyeceğini kavrar. Kurtuluş, kendi eylemleriyle gelecektir. Bu dönemde sinema; direniş örgütleriyle, mülteci kamplarıyla ve ortak mücadeleyle iç içe geçer.

Mustafa Ebu Ali, Hani Cevheriyye ve Sülefa Cedallah gibi isimlerin kurduğu Filistin Sinema Birimi, 1970’lerde devrimci Filistin sinemasının temelini atar. Mustafa Ebu Ali’nin sinemayı bir “mermi” olarak görmesi ve “silahlı eylemin doğal bir uzantısı” olarak tarif etmesi, dönemin ruhunu anlatır. Kamera artık yalnızca kayıt cihazı değildir; tanıktır, arşivdir, suç duyurusudur ve ulusal kurtuluş hareketinin parçasıdır.

Bu dönemin filmleri çoğunlukla belgeseldir. Onlar Yoktur, Tel el-Zaatar ve Çünkü Kökler Ölmez gibi filmler; Lübnan’daki Filistin mülteci kamplarına yönelik saldırıları, kuşatmaları ve katliamları kayda geçirir. Üretim biçimi de........

© İlke TV