Kesilen saç, kopmayan hafıza
Bir iktidarın kadına dokunma biçimi, kendini en çıplak hâliyle saçta ele verir. Çünkü saç, kadının ne söylediğinden çok ne taşıdığıyla ilgilidir. Hafıza taşır, aidiyet taşır, süreklilik taşır. Bu nedenle Rakka’da bir Kürt kadının saçına yönelen saldırı anlık bir vahşet değil; kadının taşıdığı tarihsel yükü hedef alan bilinçli bir müdahaledir.
IŞİD’in kadının saçını kesmesi, dinsel bir yorumdan çok politik bir tekniktir. Örgüt, kadını yalnızca bastırılacak bir beden olarak değil, çözülmesi gereken bir bağ olarak görür. Bu bağ koparıldığında toplumsal direnç zayıflar. Saç kesme eylemi bu yüzden kamusal bir cezaya dönüştürülür. Görüntülenir, dolaşıma sokulur, korku üretilir. Amaç yalnızca kadını sindirmek değil; onu izleyen herkese sınırı göstermektir.
Bu sınır çizme pratiği bu topraklarda da defalarca uygulandı.
Dersim 1938 sonrasında kadınların saçlarının kesilmesi basit bir aşağılama biçimi değildi. Sürgün yollarında, askeri kontrol noktalarında, karakollarda saç kesmek; kadını köyünden, dilinden, kimliğinden, inancından koparmanın bir parçasıydı. Temizlikle, düzenle ya da sağlıkla ilgisi yoktu. Amaç, kadını tanınmaz hâle getirmekti. Çünkü Dersim’de kadın, yalnızca aile içinde değil, topluluk içinde de hafızanın taşıyıcısıydı. Saçına dokunmak, belleğe dokunmaktı.
Bu yöntem Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarında biçim değiştirerek sürdü. 12 Eylül askeri darbesi sırasında cezaevlerinde kadınların saçları zorla kesildi. Resmî gerekçe “disiplin”di. Gerçek amaç ise itaat üretmekti. Saç, cop kadar işlevsel bir araç hâline geldi. Kadının bedeni, devlete teslim alınması gereken bir........
