Odağını korumak ama neden?
Siyasette belirleyici olmak ile odağı kaybetmemek arasında çok önemli bir bağ olduğunu söyleyebiliriz.
Odağınızdan koptuğunuzda, kendinizi bir başkasının yörüngesinde bulmanız kaçınılmaz olur ve içinden geçtiğimiz sürecin kritikliği ile değerlendirdiğimizde, siyasetin böyle bir lüksü olmadığı da görülebilir.
Türkiye siyasetinin handikaplarından biridir bu.
Ortada strateji yoksa, anlayış zayıfsa, irade eksikse, tüm kazanımlarınızın, ürettiklerinizin ve başarılarınızın bir başka siyaset tarafından sönümlenmesi kaçınılmaz olur. Savruluşların, eklemlenmelerin, kendisi olmaktan çıkmanın örnekleriyle dolu siyasal tarihimiz malum. (Siyasal kişilikler anlamında da böyle bu. Yaşanan hayal kırıklıkları boşuna olmasa gerek)
Siyaset kurucularının ilk hedefi, diğerlerinden bir adım önde olmaktır ve bunu başarabilmenin yolu, odağından uzaklaşmamayı sağlayabilmektir diyebiliriz.Her şeyi onun etrafında kurmayı becerebilmek, onun etrafında örgütleyebilmek ve onun etrafında konumlandırabilmek ise stratejik aklın önemine işaret eder.
Bir süredir, Özgür Özel ve ekibinin, tüm siyasi yapıları ve olan biten her şeyi kendi etrafında konumlandırmaya çalıştıkları sanırım az buçuk siyaset okuması yapan herkes gözlemliyordur. Elbette, kendileri açısından doğru bir siyasal tutumdur ve kendileri için hayatidir de diyebiliriz.
Dem Parti için de bu böyle ve hatta bu iki odağın, siyaset sahnesinde kurmaya çalıştığı belirleyiciliğin birbirine değen alanları var.
Bu aynı zamanda, her iki siyasetin kendi odağını kaybetmeme mücadelesinin de bir yansıması. Lakin, çok açık olarak söylemek gerekirse, Dem Parti açısından mesele çok daha stratejik ve attıkları adımlara hata payı koyamayacak kadar da durum kritik.
Aldıkları risk yüksek ve Kürt siyasetinin ortaya koyduğu iddianın büyüklüğünden bakınca, oldukça da hassas durum. Bu konuda........
