Sosyalizm: Bilim mi, Siyanür mü?
Sosyalizm, iki asra yaklaşan bir süredir yalnızca bir ekonomik sistem olarak değil, aynı zamanda bilimsel bir toplum tasarımı olarak sunulmakta. Özellikle Karl Marx ve takipçileri sosyalizmi tarihin zorunlu gelişme aşaması, kapitalizmin ise geçici ve kendi çelişkileri yüzünden ortadan kalkmaya mahkûm bir düzen olarak gördüler. Bu iddia sosyalizme sıradan bir siyasi tercih olmanın ötesinde, neredeyse bilimsel bir kesinlik havası kazandırdı. Fakat tarih sosyalizmin teorik iddialarıyla fiilî sonuçları arasında çok büyük bir uçurum bulunduğunu gösterdi.
Foundation for Economic Education’ın eski başkanlarından Lawrence W. Reed, “Socialism: Science or Cyanide?” başlıklı yazısında bu uçurumu oldukça sert bir dille ele alıyor. Reed’in çıkış noktası, Marianna Davidovich’in The Buried Stories of Communism & Socialism adlı çalışmasında anlattığı sosyalist rejim tecrübeleri. Reed’e göre sosyalizmi değerlendirirken yalnızca iyi niyetli vaatlere değil, bu vaatlerin hayata geçirilmesinde kullanılan araçlara ve ortaya çıkan tarihî sonuçlara bakmak gerekir.
Komünizm mi, Sosyalizm mi?
Sosyalizmin tarihî başarısızlıkları gündeme geldiğinde sıkça başvurulan bir savunma vardır: Sovyetler Birliği, Mao Çin’i, Pol Pot Kamboçya’sı veya Castro Küba’sında yaşananlar “gerçek sosyalizm” ya da “gerçek komünizm” değildir. Reed bu savunmanın kavramsal bakımdan sorunlu olduğunu hatırlatıyor. Marx’ın tarih şemasında komünizm, sosyalizmden sonra gelecek nihaî aşamadır. Devletin zamanla ortadan kalkması, sınıfların yok olması ve tam bir eşitlik düzeninin doğması beklenir. Buna karşılık bu nihai aşamaya ulaşmak için önce proletarya diktatörlüğünü ihtiva eden sosyalist bir geçiş dönemi gerekir.
Dolayısıyla, tarih boyunca komünist olarak adlandırılan rejimler, kendi adlandırmalarında da sosyalisttiler. Sovyetler Birliği’nin resmî adı dahi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği idi. Reed’in dikkat çektiği problem şudur: Sosyalist diktatörlüğün bir gün kendiliğinden ortadan kalkarak devletsiz bir topluma dönüşeceği varsayımı hiçbir ciddi mekanizmaya dayanmıyordu. Mutlak gücü ele geçirmiş bir siyasî kadronun, bir gün gönüllü olarak bütün gücünden vazgeçeceğini varsaymak insan davranışını ve siyasî iktidarın tabiatı hakkında hiçbir şey bilmemektir.
Bu noktada sosyalizmin “bilimsellik” iddiası daha da tartışmalı hâle gelir. Bilimsel teori, yanlışlanabilir öngörülerde bulunur ve teorinin sonuçları tecrübeyle sınanabilir. Fakat sosyalizmin başarısız olduğu her örnekte “bu gerçek sosyalizm değildi” denirse, teori başarısızlıktan korunmuş olur. Böylece sosyalizm, empirik olarak sınanabilen bir teori olmaktan çıkarak her sonuca uyarlanabilen bir inanç sistemine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Sosyalizmin Asıl Meselesi: Gücün Merkezileşmesi
Reed’e göre sosyalizmin temel problemi yalnızca yanlış ekonomik hesaplardan kaynaklanmaz. Daha derindeki mesele, ekonomik ve siyasi gücün merkezileştirilmesidir. Sosyalist sistemde üretim araçlarının kontrolü devletin eline........
