menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Çözüm(süz) Süreç”ten “Terörsüz Türkiye Sürecine”: Karşılaştırmalı Bir Analiz

17 0
07.04.2026

Türkiye’nin “Çözüm Süreci” deneyimi iyi niyetlerle ve büyük umutlarla başlamış ancak sonuçlandırılamamıştır. Bu yazıda “Çözüm Sürecinde” yaşanan sorunların ışığından “Terörsüz Türkiye Süreci”ne siyaset bilimi perspektifinden yaklaşılmıştır.

Siyaset Bilimi Perspektifinden Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi

Devletler vatandaşları için ürettikleri hizmetten duyulan memnuniyet oranında başarılı ya da başarısız addedilirler. Devlet başarısı siyasal iktidarın başarısından ayrı olarak ele alınmalıdır. Siyasal iktidarlar için iktidar ömrünü uzatmak ve güç kullanımının sınırlarını genişletmek bir başarı ölçüsü olarak kabul edilebilirken, devletler için başarı kriterleri başka bağlamlar üzerinden ele alınmalıdır. Yunan, Roma ve Orta Çağ doğu ve batı düşünce geleneğinde devletlerin başarısına kafa yoran müfekkirler yönetim şeklinden iktidarı elinde tutanlara verilen tavsiyelere kadar bir dizi eseri meydana getirmişlerdir. Bütün bir külliyatı analiz etmeksizin toplum sözleşmesi bağlamında devletlerin başarısı kurulu sistemin işleyişi, ayakta kalması, uzun ömürlülüğü ve halkı nezdinde ürettiği rıza ile ölçülmelidir. Rousseau’cu toplum sözleşmesi kadar Hobbes’un güvenlik devleti ve Locke’cu özgürlük kriterlerinin devletlerin başarısını ele alırken dikkate alınması gereken ilkeler olduğu düşünülmektedir. Bu yazıda bu üç önemli yaklaşım çerçevesinde her iki sürecin nasıl işlediği ele alınacaktır.

Kadim devlet geleneğine yaslanan Türk devletleri için başarı kriteri istikrarlı ve güçlü yönetimlerden ve halkına sağladığı adalet ve refahtan ileri gelmiştir. Yaşadığımız coğrafyada kurduğumuz devletlerin tarihine baktığımızda güç ve başarının içte ve dışta ortaya çıkan tehdidi yönetmek ve istikrarlı bir yönetimi sağlamaktan geçtiği anlaşılmaktadır. Özellikle iç karışıklık ve isyan olaylarıyla mücadelede başarı ya da başarısızlık devletlerin bekasında önemli bir rol oynamıştır. Yakın tarihimizde coğrafi ve demografik koşullardan mı yoksa kültürel ve diğer faktörlerden mi olduğu bilinmez ama bu coğrafyada isyan, eşkiyalık ve terör tehdidi eksik olmamıştır. Bu bakımdan Türk-İslam imparatorlukları devlet geleneğinden başlayarak Cumhuriyet Türkiye’sine kadar siyasi tarihimizde kaos ve iç çatışmayı önlemek, devlet otoritesini ayakta tutmak ve toplumun dirliği, birliği ve bütünlüğü adına nizam fikri (nizam-ı âlem) kamu sulh ve düzeni adına önemli siyasi tasavvur ve uygulama haline gelmiştir. Kadim siyasetname geleneğinde bunun ciddi örnekleri vardır. İktidarların karşılaşılan iç tehditlerle mücadelede belli dönemlerde kesin başarılar kazandığı, zayıf yönetim dönemlerinde ise bu iç tehditleri bertaraf edemese bile yönetmeye çalıştığını görmekteyiz. İç güvenlik teşkilatının kapasitesini aşan asayiş olaylarıyla mücadele ederken izlenen yöntemlerin oldukça sıra dışı ve ustalıklı olduğunu söylemek gerekir. Örneğin jandarma takibiyle bertaraf edilemeyen eşkıya tehdidinin affetme ve eşkıyalığı bırakmayı teşvik eden (para, arazi verme gibi) yöntemlerle hafifletildiği örneklere yakın tarihimizde sıklıkla rastlanmaktadır.

Cumhuriyet döneminde de merkezi otoriteye karşı isyan ve eşkıyalık hareketleri devam etmiştir. 1960’lı yıllarda başlayan sağ-sol çatışması ve terör hadiselerinin bir devamı olarak 1978’de kurulan PKK, Türkiye Cumhuriyeti’nin karşılaştığı en büyük varoluşsal tehdit olarak kabul edilebilir. Devletin PKK ve onun oluşturduğu silahlı terör tehdidiyle mücadelesinde güvenlik tedbirlerinin tek başına sonuç vermeyeceği anlaşıldığından AK Parti’nin daha önceki yıllarında terör ve Kürt sorununu çözmeye yönelik bazı girişimler olmuşsa da AK Parti iktidarları döneminde sorunu çözmeye yönelik en önemli girişim, 2012 yılının sonunda dönemin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve onun Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde adına “Çözüm Süreci” denilen şiddetsiz çözüm arayışıdır.

PKK terörüyle mücadelede siyasal inisiyatif AK Parti hükümetlerine gelinceye kadar geri planda kalmış, özellikle güvenlik bürokrasisi bu alanda başat rol oynamıştır. Erdoğan hükümetleri öncesinde Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Süleyman Demirel gibi siyasilerin soruna hukuki ve siyasal zeminde çözüm bulma çabası belki de bu şartların zorlamasıyla akim kalmıştır. Çözüme ilişkin siyasal girişimler ağırlıklı olarak PKK tarafından yeniden başvurulan terör saldırılarıyla da baltalanmıştır. Bu tecrübeden hareketle Erdoğan yönetimi terör örgütünün provokasyonuna imkân vermeyecek şekilde örgüt mensuplarının sınır dışına çekilmesini sürecin bir ön koşulu olarak sunmuştur. Nitekim çözüm süreci silahlı örgüt mensuplarının geriye çekilme sürecinin başlaması, durdurulması ve şehirlerdeki milis faaliyetleri eliyle terörün yeniden tırmandırılması aşamalarına indirgenebilir. Ülke içindeki silahlı örgüt mensupları tamamen sınır dışına çekilmiş ve şehirlerdeki milis faaliyetleri durdurulmuş olsaydı hiç kuşkusuz Çözüm Sürecinin başarı şansı daha fazla olabilirdi.

Cesur bir siyasal girişim olarak başlayan Çözüm Süreci, sürece yeterince inanmayan ve zemin kazanmak için zamana oynayan terör örgütü ve süreci baltalayarak Erdoğan’ı zayıflatmaya çalışan FETÖ unsurları gibi bürokratik provokatörlerin girişimleriyle başarıya ulaşamadan kesintiye uğramıştır. Bugün yakın geçmişe bakıldığında “Çözüm Süreci” sonlandırılmamış ancak yarım kalmış bir girişim olarak kabul edilmelidir. O kadar ki geniş toplum kesimlerinde uzun süre yeniden Çözüm Sürecine dönülme beklentisi diri tutulmuştur.

Çözüm Sürecinin başarısız olmasındaki en temel faktörlerden biri toplumsal grupların silahsızlanma sürecini yeterince sahiplenmemesidir. Bu durum başka ülkelerdeki silahsızlanma süreçlerinde de tecrübe edilmiştir. Ülkemizde Kürt kökenli vatandaşların sürece olan yoğun desteği terör örgütü tarafından bir istismar aracına, Türk kökenli vatandaşların sürece ilişkin kuşkuları yaşanan seçim süreçlerinde siyasal bir istismar aracına dönüştürülmüştür. İktidar partisi ve HDP dışında kalan siyasal partilerin süreci acımasız........

© Hür Fikirler