menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cumhuriyet Savcısının Esas Hakkında Mütalaası

9 4
07.01.2025

I. Giriş

Bu yazımızda; Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaasının ne şekilde açıklanması gerektiğine ve kapsamına değinilecek, devamında Cumhuriyet savcısının devam eden yargılamada esas hakkında mütalaasını hangi durumlarda değiştirebilip değiştiremeyeceğine ve Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaada bulunmaktan kaçınması halinde, mahkemenin ne yönde hareket etmesi gerektiğine dair hususlara açıklık getirilecektir.

II. Esas Hakkında Mütalaa Nedir, Nasıl Olmalıdır?

Ceza muhakemesinde kovuşturma aşamasında yer alan duruşmada; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Delillerin tartışılması” başlıklı 216/1. maddesine[1] göre, toplanan tüm delillerin ortaya koyulmasından sonra taraflarca delil tartışmasının yapılacağı öngörülmüştür. CMK m.216/1; duruşmada ortaya koyulan tüm delillerin tartışılmasını öngördüğü gibi, aynı zamanda bu tartışmanın belli bir sıraya riayet edilerek yapılması gerektiğini de düzenlemiştir. Buna göre; tüm delillerin tartışılması aşamasında söz önce katılana veya vekiline, sonrasında Cumhuriyet savcısına, son olarak ise sanık ile müdafiine veya sanığın kanuni temsilcisine verilecektir. 216. maddenin 2. fıkrasına göre; bu sıralama bir kez daha tekrarlanır, ancak son sıra ve son söz müdafiine ve sanığa aittir. Bu sıralamaya uyulmaması, Yargıtay tarafından bozma sebebi sayılmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 01.10.2019 tarihli, 2017/488 E. ve 2019/570 K. sayılı kararında[2]; “… CMK'nın 216/1. maddesindeki düzenleme gereğince sözün sırasıyla; Cumhuriyet savcısına, sonrasında da sanıklar ve müdafilerine verilmesi gerekirken, Kanun'da öngörülen sıraya uyulmayarak, Cumhuriyet savcısından bozma ilamına karşı diyecekleri sorulup, esasa ilişkin mütalaası alındıktan sonra sanıklar müdafilerine esasa ilişkin savunma yapmalarına imkan tanınmadan hazır bulunan sanıklara son sözleri sorulduktan sonra yargılama bitirilmek suretiyle hükümlerin tesis ve tefhim edilmesi CMK'nın 216/1. maddesine aykırılık oluşturduğu gibi Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve CMK ile de güvence altına alınmış olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğundan, bu usule aykırılık nedeniyle, Yerel Mahkeme direnme kararına konu mahkumiyet hükümlerinin diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.” ifadelerine yer verilerek, CMK m.216/1’de gösterilen sıraya uyulmadan delil tartışmasının yapılması bozma gerekçesi yapılmıştır.

Benzer şekilde Yargıtay Ceza Genel Kurulu 06.12.2011 tarihli, 2011/197 E. ve 2011/246 K. sayılı kararında; “İddia makamının esas hakkındaki görüşünü bildirdiği 25.04.2008 günlü duruşma ile bu görüşünü tekrarladığı 16.05.2008 günlü duruşmada sanık ve müdafiine esas hakkındaki savunmasının sorulmasından sonra katılan vekiline esas hakkındaki görüşünün sorulması suretiyle 5271 sayılı CYY'nın 216/1. maddesindeki sıralamaya aykırı uygulama yapılması usul ve yasaya aykırı olup, direnme hükmünde isabet bulunmamaktadır.” ifadelerine yer vererek, CMK m.216/1’deki sıraya riayet edilmeyerek sanık ve müdafiinden sonra katılan vekiline esas hakkındaki görüşünün sorulmasını hukuka aykırı bulmuştur.

Her ne kadar CMK’da esas hakkında mütalaa adı ile bir hüküm ve kurum bulunmasa da uygulamada, yukarıda bahsettiğimiz CMK m.216/1’de yer alan, ortaya koyulan tüm delillerin tartışılması aşamasında sırası geldiğinde dava dosyası hakkında son görüşünü ortaya koyan Cumhuriyet savcısının bu beyanına esas hakkında mütalaa adı verilmiş ve bu isim teamül halini almıştır. Mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu m.251/1’de yer verilen esas hakkında mütalaanın delillerin ikame ve münakaşası sonrası verilmesi gerektiği şeklinde açık hükme mevcut Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer verilmese de, esas hakkında mütalaanın tüm delillerin irat ve ikamesinden sonra verilmesi gerektiği izahtan varestedir[3].

Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaasını vereceği zamanın net olmadığı, bir düşünceye göre açık bırakıldığı söylense bile, esasen “Delillerin tartışılması” başlıklı CMK m.216 aşamasına gelindiğinde; CMK m.190/1 gereğince maddi hakikate ve adalete bir an evvel ulaşılabilmesi için, duruşmaya ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilmesi gerektiğinden ve ancak zorunlu hallerde davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı kılmak kaydıyla duruşmaya ara verilebileceği belirtildiğinden, CMK 215 aşaması geçilip m.217’ye gelinebilmesinin yolu, CMK m.216’da öngörülen usulde delillerin tartışılmasının ara verilmeksizin tüketilmesi gerektiğinden, esasen ortaya koyulan delillerle ilgili tartışmaya, “sözlülük” ilkesinin geçerli olduğu kovuşturma aşamasında derhal geçilmeli, taraflara ayrıca süre de verilmemeli, mümkünse delillerin tartışılmasının aynı celsede sonlandırılması sağlanarak, mahkemenin delilleri takdir yetkisini kullanmasının ve bir hükme varmasının yolu açılmalıdır.

Ancak uygulamada; umumiyetle Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaasını, bu mütalaayı sunmuş olduğu durumda eğer mütalaa aleyheyse birçok halde sanık ve müdafiinin esas hakkında savunma için makul süre istediği, mahkemelerin de savunma hakkının kısıtlanmaması amacıyla makul ve hatta oldukça uzun sayılabilecek süre ile duruşmayı bir başka celseye erteleyebildikleri, hatta Cumhuriyet savcısının da esas hakkında mütalaasını hazırlamak amacıyla birden fazla kez süre isteyebildiği, özellikle tutuklu işler ve makul sürede yargılanma ile aklanma hakları bakımından sorunla yaşanabildiği, yapılan itirazlar karşısında mahkemenin ne yapalım savcı süre istiyor vermeyelim mi veya usule aykırılık olur süre vermeliyiz veya savcı değişti, bu savcımız geçici savcı gibi gerekçelerle davayı ve duruşmayı uzatabildikleri, tutuklu olmayan veya adli kontrol ile elkoyma tedbirlerinin uygulanmadığı işlerde sorun yaşanmadığı, fakat temel hak ve hürriyetler bakımından kısıtlamalara gidilen hallerde davanın uzamasının ciddi sorunlara sebebiyet verebildiği, bazı mahkemelerde CMK m.216’da öngörülen sıranın bozulabildiği, katılanın ve avukatının Cumhuriyet savcısının sonrasında delil tartışması yapabildiği, hatta ara duruşmalarda son sözün Cumhuriyet savcısına bırakılabildiği, bir türlü müştekinin davaya katılan sıfatıyla kabulünde, sorguda, delil tartışmasında söz sırası ile davanın bitişinde söz hakları konusunda, yine temyiz merci olan Yargıtay’ın bozma kararlarına karşı direnme kararlarında emredici nitelikte kanuni düzenlemelere riayet edilmediği, yeknesaklığın sağlanamadığı, aynen tanıkların dinlenilmesi usulünde olduğu gibi duruşma prosedüründe sorunlar yaşanabildiği, bunların Ceza Muhakemesi Hukuku bakımından bazen sakıncalı görülmediği, fakat usul esastan önce gelir kuralı gereğince bilhassa sanığın usuli güvencelerini korumaya dönük yasal düzenlemelere uyulması gerektiği, bunlarda keyfi davranılamayacağı tartışmasızdır.

Esas hakkında mütalaanın kapsamının nasıl olacağına ilişkin Kanunda detaylı bir düzenlemenin olmadığı, aslında esas hakkında mütalaa diye bir kavramın da bulunmadığı, bu kavramın CMK m.216’ya dayandığı, sadece “Tercüman bulundurulacak haller” başlıklı CMK m.202/4-b’de esas hakkındaki mütalaanın verilmesi ibaresine yer verildiği görülmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 27.05.2014 tarihli, 2013/746 E. ve 2014/282 K. sayılı kararında; “Uygulamada yargılamaya konu olan her suç için Cumhuriyet savcısı tarafından esas hakkında görüş açıklanması ve bu mütalaanın mahkumiyet yönünde olması durumunda, uygulanması talep edilen kanun ve maddelerinin açıkça belirtilmesi yerleşik ve benimsenmiş bir yöntemdir. Öte yandan, iddia makamının esasa ilişkin görüşünü anlaşılır ve açık bir biçimde sunmasının savunma hakkının kullanılmasıyla da bağlantılı olduğunda şüphe yoktur. Zira sağlıklı bir savunma ancak sağlıklı bir iddia üzerine oturtulabilir. Bu nedenle kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, karar verilmeden önce, toplanan delillere göre yargılama konusu olan her bir suç açısından esasa ilişkin mütalaasını açık ve anlaşılır bir biçimde ve eğer görüşü mahkumiyete ilişkin ise mevzuatta yer alan kanun ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorundadır. Bu konuda öğretide de; ‘İddia makamı, muhakeme boyunca, mütalaa mahiyetindeki hükümleri ile hakime ışık tutacak, muhakemede tez ileri sürüp sentez elde edilmesine çalışacaktır… Savcılık son kararın nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşünü esas hakkındaki mütalaası ile açıklayacak ve artık şüphesi kalmayıp mahkumiyet kararı verilmesini........

© Hukuki Haber