menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ceza Mahkemesi Kararlarının Hukuk Mahkemesi Kararlarına Etkisi

43 0
14.09.2026

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı Birinci Kısım, “Borç İlişkisinin Kaynakları” başlıklı Birinci Bölüm, “Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” başlıklı İkinci Ayırım, “D. Yargılama” üst başlıklı ve “I. Ceza hukuku ile ilişkisinde” başlıklı 74. maddesinde; hakimin karar verirken, Ceza Hukukunun sorumlulukla ilgili hükümlerine, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararlarına, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararları ile bağlı olmadığı düzenlenmiştir.

TBK m.74’de; “Hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hakimini bağlamaz.” hükmüne yer verilmiş olup, hukuk hakiminin kural olarak bağlı olmadığı durumlar açıklanmıştır.

Ancak bu bağımsızlık, sınırsız bir bağımsızlık gibi yorumlanmamalıdır.

Ceza yargılaması; maddi hakikate ve adalete ulaşmak, iddianın doğru olup olmadığını anlamak, suçu ve suçluyu tespit edip cezalandırmak, masumu ise aklamak için yapılır[1].

Bu yazımızda; ceza yargılaması sonucunda “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı tespit edilen deliller ile maddi olayın sübutuna ilişkin tespitlerin hukuk yargılamasını da ilgilendireceğini ve hukuk hakimine tanınan bağımsızlığın kapsamına bu iki unsurun dahil edilemeyeceğini, Anayasa, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri ile Anayasa Mahkemesi kararı ve Yargıtay kararları ışığında değerlendireceğiz.

II. “Hukuka Aykırı Delil” Niteliği Tespitinin Hukuk Yargılamasına Etkisi

Ceza yargılaması sonucunda; “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı tespit edilen ve Anayasa m.38/6’da yer alan “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmü, CMK m.206/2-a’da bulunan “Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.”, CMK m.217/2’de belirtilen “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”, CMK m.230/1-b’de öngörülen “Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.” ile hukuka kesin aykırılık hallerinden CMK m.289/1-i’de yer alan “Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.” hükümlerinden hareketle, ceza muhakemesinde kullanılamayan delilin, aynı şekilde hukuk yargılamasında da kullanılmaması ve hükme esas alınamaması gerekir.

Hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağı; yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri ile değil, “İspat hakkı” başlıklı HMK m.189/2’de yer alan hükümle de ortaya koyulmaktadır. HMK m.189/2’de; “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.” hükmü düzenlenmiş olup, “hukuka aykırı delil” niteliği taşıyan delillerin mahkeme tarafından dikkate alınamayacağı açıkça ifade edilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 24.12.2024 tarihli, 2024/4807 E. ve 2024/9311 K. sayılı kararında; “ses kayıtlarıyla ilgili mahkemenin vardığı sonucun da kesinleştiği, buna göre bu kayıtların alacaklı tarafından kabul edilmediği gibi nasıl ele geçirildiğinin de belli olmayıp hukuka aykırı delil vasfında olduğu, ayrıca mahkeme kararında belirtildiği üzere bu kayıtlarda zorla senet alma olgusunun kesin açık anlatımlarının mevcut olmadığı, dosyada mevcut destekleyici başka delilin de olmadığı, bu nedenle davacının başında davasını dayandırdığı iddiasının ispatlanamadığı,” gerekçesine yer verilmiş olup, somut olayda bekletici mesele yapılan ve kesinleşen ceza yargılamasının sonucunda “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı tespit edilen ses kayıtlarının, hukuk hakimi tarafından da hükme esas alınamayacağı vurgulanmıştır.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü tarafından verilen 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 Başvuru numaralı Yaşar Yılmaz kararında;

“51. Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırı olarak elde edilmiş........

© Hukuki Haber