menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İhalenin Feshi Davasında Satış İlanı Tebligatının Usulsüzlüğünün Başkaları Adına İleri Sürülüp Sürülemeyeceğinin Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirilmesi

30 0
12.03.2026

İcra ve iflas hukuku bakımından ihalenin feshi, cebrî satış sürecinin hukuka uygunluğunun denetlenmesini sağlayan önemli bir hukuki yoldur. İcra ve İflas Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca ihalenin feshi, satış işlemlerinde hukuka aykırılık bulunması hâlinde ilgililer tarafından ileri sürülebilen bir şikâyet yoludur. Bununla birlikte uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, borçlu vekilinin ihalenin feshi davasında kendisi dışındaki ilgililere yapılan satış ilanı tebligatlarının usulsüzlüğünü ileri sürüp süremeyeceği meselesidir.

Bu mesele özellikle paylı mülkiyet konusu taşınmazların satışı, ipotekli taşınmazların paraya çevrilmesi veya birden fazla alacaklı ve hak sahibinin bulunduğu takiplerde önem kazanmaktadır. Uygulamada borçlu vekilleri çoğu zaman diğer hissedarlara, alacaklılara veya ilgililere yapılan satış ilanı tebligatlarının usulsüz olduğu iddiasını ileri sürerek ihalenin feshini talep etmektedir. Ancak Yargıtay içtihatları incelendiğinde, bu yöndeki iddiaların büyük ölçüde reddedildiği ve bu konuda oldukça istikrarlı bir içtihat çizgisinin oluştuğu görülmektedir.

Aşağıda Yargıtay kararları çerçevesinde söz konusu hukuki sorunun sistematik bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır.

I. Temel Hukuki İlke ve Yargıtay’ın Yerleşik Görüşü

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre satış ilanı tebligatının usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshini isteme hakkı, yalnızca kendisine usulüne uygun tebligat yapılmayan ilgiliye aittir. Bu nedenle ihalenin feshini talep eden borçlu veya vekili, kendisi dışındaki diğer ilgililere yapılan tebligatların usulsüz olduğunu ileri sürerek fesih talep edemez.

Bu yaklaşım, şikâyet hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı olması ve hukuki yarar ilkesine dayanması ile açıklanmaktadır. Tebligatın usulsüzlüğü iddiası, tebligatın muhatabının kişisel hakkına ilişkindir ve bu nedenle üçüncü kişiler tarafından ileri sürülmesi mümkün değildir.

Bu ilke Yargıtay kararlarında açık biçimde ortaya konulmuştur.

Yargıtay 12. HD, 17.01.2023, 2022/11171 E., 2023/232 K.: Mahkeme, satış ilanı tebliğinin usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshini isteme hakkının sadece kendisine tebligat yapılmayan ilgilisine ait olduğunu, şikayetçinin kendisi dışındaki ilgililere tebligat yapılmadığını ileri süremeyeceğini belirterek davanın reddine karar vermiş ve bu karar Yargıtayca onanmıştır.

Bu karar, ihalenin feshi şikâyetinin kişisel hak niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Yargıtay’ın farklı kararlarında da aynı ilke tekrar edilmiştir.

Yargıtay 12. HD, 14.02.2023, 2022/8460 E., 2023/857 K.: Borçlunun kendisi dışındaki diğer ilgililere tebligat yapılmadığını veya yapılan tebliğlerin usulsüzlüğünü ileri sürmesinin olanaklı olmadığı, şikayetçinin ancak kendisi ile ilgili tebligatı şikayet konusu yapabileceği vurgulanmıştır.

Bu karar, şikâyetin sınırının kişinin kendi hak alanı ile sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır.

Aynı yönde bir başka kararda da şu husus belirtilmiştir:

Yargıtay 12. HD, 11.01.2023, 2022/12812 E., 2023/95 K.: İhalenin feshini isteyen şikayetçinin, kendisi dışındaki ilgililere satış ilanının tebliğ edilmediği hususunu ileri süremeyeceği, bu itirazın ancak kendisine tebliğ yapılmayan ilgili tarafından yapılabileceği gerekçesiyle davanın reddi onanmıştır.

Bu karar, tebligatın usulsüzlüğü iddiasının yalnızca tebligatın muhatabı tarafından ileri sürülebileceğini tekrar teyit etmektedir.

Benzer bir değerlendirme Yargıtay’ın daha yeni tarihli kararında da yapılmıştır.

Yargıtay 12. HD, 04.07.2023, 2023/3417 E., 2023/4536 K.: Takip borçlusunun diğer ilgililere usulüne uygun olarak satış ilanının tebliğ edilmediğinden bahisle ihalenin feshini isteyemeyeceği açıkça ifade edilmiştir.

Görüldüğü üzere Yargıtay, uzun süredir borçlunun başkalarına yapılan tebligat usulsüzlüklerini ileri süremeyeceği yönünde istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir.

II. Şikayet Hakkının Sınırları ve Usulü

Yargıtay kararlarında yalnızca şikâyet hakkının kişisel niteliği değil, aynı zamanda şikâyetin ileri sürülme biçimi ve kapsamı da belirli sınırlar içerisinde değerlendirilmiştir. Yargıtay’a göre borçlu, ihalenin feshini talep ederken kendi tebligatına ilişkin usulsüzlüğü açıkça ve somut şekilde ileri sürmek zorundadır. Aksi halde mahkeme tarafından bu husus re’sen incelenemez.

Bu husus aşağıdaki kararda açık şekilde ortaya konulmuştur:

Yargıtay 12. HD, 07.03.2023, 2023/89 E., 2023/1439 K.: Borçlu vekilinin "satış ilanının tüm ilgililere usulüne uygun tebliğ edilmediği" iddiası fesih nedeni olarak kabul edilmemiş; şikayetçinin kendisine yapılan tebligatın usulsüzlüğünü açıkça ileri sürmediği sürece bu hususun mahkemece re'sen incelenemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Bu karar, tebligat usulsüzlüğünün kamu düzenine ilişkin bir husus olmadığını ve bu nedenle mahkeme tarafından kendiliğinden araştırılamayacağını göstermektedir. Şikâyetin kapsamına ilişkin sınırlamalar yalnızca ilk derece aşamasıyla da sınırlı değildir. İstinaf aşamasında da yeni iddiaların ileri sürülmesi mümkün değildir.

Bu husus şu kararda açıkça vurgulanmıştır:

Yargıtay 12. HD, 28.03.2024, 2024/1724 E., 2024/3071 K.: Satış ilanı tebligatının usulsüzlüğü iddiasının sadece muhatabı tarafından ileri sürülebileceği, ayrıca şikayet dilekçesinde belirtilmeyen bir usulsüzlük gerekçesinin (örneğin tebliğ yapılan kişinin komşu olmadığı iddiası) ilk kez istinaf aşamasında ileri sürülemeyeceği........

© Hukuki Haber