İddianamenin Sihirli Cümlesi: “Hayatın Olağan Akışına Aykırı”
• “Hayatın olağan akışına aykırı” ifadesi delil değil, değerlendirmedir.
• Bir davranışın tuhaf ya da alışılmadık görünmesi, o davranışın suç olduğunu göstermez.
• Masumiyetini ispat etmesi gereken sanık değildir. Suçlamayı ispat etmek iddia makamının görevidir.
• Kişileri çevreleri ve kimlerle konuştukları üzerinden yargılamak, modern ceza yargılamasının iki buçuk asır önce terk ettiği bir anlayıştır.
Bir doktor düşünün. Terör örgütü üyeliğiyle suçlanıyor. İddianamedeki temel delil, telefonunun HTS kaydı. Kayda göre doktorun telefonunda, haklarında soruşturma yürütülen on dört kişiyle görüşme kaydı var.
Doktor ifadesinde, mecburi hizmet yıllarından beri hastalarına cep telefonu numarasını verdiğini ve hastalarının kendisini aradığını söylüyor. Telefonu her gün onlarca kişi arıyor. On dört kişi de binlerce arayanın arasında.
HTS kaydı görüşmelerin içeriğini göstermiyor; yalnızca kimin kimi ne zaman ve ne kadar süreyle aradığını gösteriyor. İddianame ise haklarında hiçbir yargı kararı bulunmayan bu kişileri “örgüt mensubu” olarak adlandırıyor ve şöyle diyor:
“Sanığın çok sayıda örgüt mensubuyla irtibat hâlinde olması hayatın olağan akışına aykırıdır.”
Bu cümlede iki varsayım üst üste kurulmuştur. Önce arayanların suçlu olduğu varsayılıyor. Sonra bu varsayılan suçluluk, onlarla konuşan doktora aktarılıyor. Doktorun yaptığı tek şey ise telefonunu açmak. Numarasını herkese veren bir doktor için çok aranmak olağandışı değil, olağanın ta kendisi.
Doktorun da yer aldığı iddianamede “hayatın olağan akışına aykırı” ifadesi, farklı kişiler ve birbirinden tamamen farklı olaylar için tam 51 kez kullanılmıştı. Her seferinde, somut bir delilin bulunması gereken yerde aynı cümle duruyordu.
Bu tekrar, tek bir iddianamenin üslup sorunu değil. Ceza yargılamasının geldiği noktadaki çarpıklığı ve daha da önemlisi, modern ceza yargılamasının üzerine kurulduğu anlayıştan geriye bir dönüşü gösteriyor.
Delilleri yorumlamak mı, delilin yerini tutmak mı?
“Hayatın olağan akışı”, kolluğun, savcıların ve hâkimlerin genel hayat tecrübesine başvururken kullandığı bir ifade. Doğru kullanıldığında meşru bir akıl yürütme aracıdır.
Bir örnek verelim. Gece saat üçte, kapısı kırılmış bir dükkândan elinde para kasasıyla çıkarken kameraya yakalanan biri “Kasayı yerde buldum, sahibine götürüyordum” diyor. Mahkeme bu açıklamanın hayatın olağan akışına uymadığını söyleyebilir. Çünkü elinde zaten somut deliller vardır: kırık kapı, kamera kaydı, kişinin elindeki kasa. Hayat tecrübesi yalnızca bu delilleri birbirine bağlamak için kullanılır.
Sorun, bu sıra tersine çevrildiğinde başlıyor. Ortada........
