EFENDİM, SAYIN HÂKİM, SAYIN BAŞKAN: DURUŞMA SALONUNDA HİTAP MESELESİ
Sosyal medyada, özellikle X'te, belli aralıklarla aynı tartışma yeniden karşımıza çıkıyor: Avukat duruşmada hâkime veya mahkeme başkanına nasıl hitap etmelidir? “Efendim” demek savunmanın bağımsızlığıyla bağdaşır mı? “Hâkimim”, “Başkanım” ifadeleri bir tâbiiyet ilişkisini mi çağrıştırır? Yoksa bütün bunlar, adliye dilinin zaman içinde oluşmuş nezaket kalıplarından mı ibarettir? Son günlerde yeniden gündeme gelen tartışma, görünüşte bir kelime tartışmasıdır. Fakat biraz yakından bakıldığında meselenin, avukatın yargılama içindeki konumuna, mahkeme ile kurduğu mesafeye ve hatta savunma anlayışımıza kadar uzandığı görülür.
Ben meslekte neredeyse kırk yılı geride bırakmak üzere olan bir avukatım. Benim kuşağımda ve bizden önceki kuşakta hâkime veya mahkeme başkanına “efendim” diye hitap etmek son derece olağandı. Bunu kullanan avukatların önemli bir kısmı, mesleki bağımsızlık konusunda bugünkü meslektaşlarımızdan daha az hassas değildi. Mahkeme karşısında sert itirazlar yapan, gerektiğinde hâkimle açıkça karşı karşıya gelen, savunmanın hakkını sonuna kadar kullanan meslek büyüklerimizin konuşmaya “Efendim...” diye başladığını çok gördük. O sözün ardından bazen son derece keskin bir hukuk itirazı gelirdi.
Çünkü o kuşağın dilinde “efendim” her zaman bir astın üste hitabı değildi. “Buyurun efendim”, “müsaadenizle efendim”, “öyle düşünmüyorum efendim” gibi kullanımlar Türkçenin yerleşmiş nezaket kalıplarıydı. Kelimenin sözlük kökü ne olursa olsun, günlük ve mesleki kullanımda çoğu zaman bir saygı ve nezaket formülü olarak işlev görüyordu. Bu nedenle geçmiş kuşakların “efendim” kullanımını bugünün dil hassasiyetleriyle geriye dönük biçimde bir tâbiiyet beyanı gibi okumayı doğru bulmuyorum.
Bununla birlikte dil değişiyor; kelimelerin taşıdığı çağrışımlar da değişiyor. Özellikle genç meslektaşların bir bölümü “efendim” sözünü, hâkim ile avukat arasında bulunmaması gereken bir ast-üst ilişkisinin izi olarak görüyor. Sosyal medyadaki tartışmalarda da itirazların önemli bir kısmı buradan çıkıyor: “Hâkim benim amirim değil ki ona efendim diyeyim.” Bu itirazı hafife almak da mümkün değildir. Çünkü gerçekten de hâkim avukatın amiri değildir; mahkeme başkanı da avukatın başkanı değildir. Hâkimin duruşmayı sevk ve idare etme yetkisi, savunma üzerinde mesleki bir hiyerarşi kurduğu anlamına gelmez.
Avukat mahkemenin memuru değildir. Savcının da, hâkimin de astı değildir. Yargılamanın kurucu unsurlarından biri olan bağımsız savunmayı temsil eder. O hâlde duruşma salonunun dili de bu konumu gözetmelidir. Saygılı olmak zorundayız; fakat saygı ile tâbiiyet aynı şey değildir. Nezaket göstermek zorundayız; fakat nezaket, savunmanın kendisini küçültmesini gerektirmez.
Karşılaştırmalı hukuk bu noktada öğretici bazı örnekler sunuyor. İngiltere ve Galler'de hâkimin derecesine göre “Judge”, “Your Honour”, hatta üst dereceli mahkemelerde “My Lord” ve “My Lady” gibi hitaplar kullanılmaya devam ediyor. Avustralya Federal Mahkemesinde de duruşmada hâkime “Your Honour” deniliyor. İlginç olan şudur: İngiltere'de 2022 yılında bazı hâkimler bakımından “Sir/Madam” yerine doğrudan “Judge” hitabına geçilmesi, yargısal role saygıyı korurken dili daha modern ve sade hâle getirme gerekçesiyle açıklanmıştır. Demek ki hitap biçimleri değişmez kutsal kalıplar değildir; hukuk kültürü geliştikçe yeniden düşünülebilir.
Buna karşılık, tek başına kullanılan hitap kelimesinden hareketle bir hukuk sisteminde savunmanın bağımsızlığı hakkında hüküm vermek de kolaycı olur. “My Lord” denilen bir sistemde savunma çok güçlü olabilir; “Sayın Hâkim” denilen bir sistemde avukat fiilen susturulabilir. Dolayısıyla bağımsızlığın asıl ölçüsü kelime değil, yargılama pratiğidir.
Ben bugün........
