GIDA ÜRETİCİSİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞUNUN KOŞULLARI
Gıda güvenliği, modern hukuk sistemlerinde yalnızca bireysel sağlığın korunmasına yönelik bir mesele olmaktan çıkmış; kamu sağlığı, tüketici hakları ve piyasa düzeni ile doğrudan bağlantılı çok katmanlı bir hukuki alan hâline gelmiştir. Özellikle sanayileşmiş gıda üretimi, karmaşık tedarik zincirleri ve küresel ticaretin etkisiyle, gıda ürünlerinin üretiminden tüketiciye ulaşmasına kadar geçen süreçte ortaya çıkabilecek riskler artmış; bu durum, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunun kapsam ve niteliğinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır.
Türk hukukunda gıda üreticisinin sorumluluğu, esas itibarıyla 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu çerçevesinde şekillenmekte olup, bu düzenleme ile birlikte klasik kusur sorumluluğundan farklı olarak kusura dayanmayan bir sorumluluk rejiminin benimsendiği görülmektedir. Bununla birlikte, gıda ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki doğrudan etkisi nedeniyle, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu başta olmak üzere özel düzenlemeler de bu sorumluluk alanının belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.
Bu çalışmada, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunun doğmasına yol açan şartları; ürünün uygunsuzluğu, zararın varlığı ve nedensellik bağı unsurları çerçevesinde ele alınacak; özellikle gıda ürünlerine özgü riskler ve ispat sorunları dikkate alınarak konu sistematik bir bütünlük içerisinde incelenecektir.
I. Gıda Üreticisinin Sorumluluğunun Hukuki Çerçevesi ve Temel Sorunları
7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nun “Ürün Sorumluluğu Tazminatı” başlıklı 6. maddesi, ürünün bir kişinin bedensel bütünlüğüne veya malvarlığına zarar vermesi hâlinde, üretici veya ithalatçının bu zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir. Anılan hükümde, zarar görenin uğradığı zararı ve söz konusu zarar ile ürünün uygunsuzluğu arasındaki illiyet bağını ispat etmesi gerektiği açıkça ifade edilmek suretiyle, sorumluluğun temel unsurları ortaya konulmuştur. Bu düzenleme, ürün sorumluluğu rejiminin klasik unsurlarını yansıtmakta; zarar, uygunsuzluk ve nedensellik bağı üzerinden sorumluluğun sınırlarını çizmektedir.
7223 sayılı Kanunun 3. maddesinde “ürün” kavramının “Her türlü madde, müstahzar veya eşyayı” şeklinde oldukça geniş bir şekilde tanımlanmış olması, gıda maddelerinin de bu kapsam içerisinde değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede gıda üreticisinin sorumluluğu, özel bir düzenleme öngörülmediği sürece, genel ürün sorumluluğu rejimi içerisinde ele alınmaktadır. Her ne kadar ilgili maddede sorumluluğun niteliği açıkça “kusursuz sorumluluk” olarak ifade edilmemişse de, düzenlemenin sistematiği ve aranan şartlar dikkate alındığında bu sorumluluğun nitelik itibarıyla kusura dayanmayan bir sorumluluk türü olduğu kabul edilmektedir[1]. Nitekim sorumluluğun doğumu bakımından üreticinin kusurunun varlığı veya ispatı aranmadığı gibi, düzenlemenin madde gerekçesinde de açıkça Avrupa Birliği’nin 85/374 sayılı Üreticinin Sorumluluğu Yönergesi esas alınarak hazırlandığı belirtilmiştir.
Bununla birlikte önemle belirtilmelidir ki, 7223 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 12 Mart 2021 tarihinden önce meydana gelen olaylar bakımından bu Kanun’un öngördüğü sorumluluk rejiminin uygulanması mümkün değildir. Zira kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin genel ilkeler gereği, sorumluluğa yol açan fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanması esastır[2]. Bu nedenle anılan tarihten önce gerçekleşen ve gıda üreticisinin sorumluluğunu doğuran uyuşmazlıklar, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu hükümleri çerçevesinde çözüme kavuşturulacaktır (TBK, m. 49 vd.). Bu durumda sorumluluğun kurulabilmesi için üreticinin hukuka aykırı ve kusurlu bir fiilinin bulunması, bu fiil ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının kurulması ve zararın ispat edilmesi gerekecektir[3].
Gıda üreticisinin sorumluluğunun doğabilmesi için, genel olarak üç temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir[4]. Bunlar;
1- Gıdanın uygunsuz olması,
2- Bu uygunsuzluk nedeniyle bir kişinin veya bir malın zarara uğraması,
3- Gıdadaki uygunsuzluk ile meydana gelen zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır.
Bu unsurlar içerisinde özellikle “uygunsuzluk”, gıda üreticisinin sorumluluğunun kurulmasında önemli bir işleve sahiptir. Zira gıdanın hukuken sorumluluk doğuracak nitelikte kabul edilebilmesi için, yalnızca bir zarar meydana gelmiş olması yeterli olmayıp, bu zararın uygunsuz bir gıda ürününden kaynaklanması gerekir[5].
II. Gıdanın Uygunsuz Olması
7223 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (r) bendinde “uygunsuzluk”, ürünün ilgili teknik düzenlemeye veya genel ürün güvenliği mevzuatına uygun olmama hâli olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, ürünün yalnızca teknik standartlara aykırılığını değil, aynı zamanda genel güvenlik beklentisini karşılamamasını da kapsayacak şekilde geniş bir içerik taşımaktadır. Nitekim Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasında ürünün güvenli olmasının zorunlu olduğu açıkça hüküm altına alınmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında ise teknik düzenlemenin insan sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlerine uygun olan ürünün, aksi ispat edilinceye kadar güvenli kabul edileceği belirtilmiştir. Bu düzenlemeye uygun olarak, 7223 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde “güvenli ürün”, kullanım süresi, hizmete sunulması, kurulumu, kullanımı, bakımı ve gözetimine ilişkin talimatlara uygun ve normal kullanım koşulları altında kullanıldığında risk taşımayan veya yalnızca kullanımına özgü kabul edilebilir asgari riskleri barındıran ve insan sağlığı ile güvenliği bakımından gerekli koruma düzeyini sağlayan ürün olarak tanımlanmıştır.
Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun bir ürünün uygunsuz sayılmamasını iki temel ölçüte bağladığı anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki, ürünün ilgili teknik düzenlemelere uygun olması; diğeri ise, teknik uygunluk bulunsa dahi ürünün genel ürün güvenliği mevzuatının öngördüğü koruma düzeyini fiilen sağlayabilmesidir. Bu yaklaşım, teknik uygunluk ile fiilî güvenlik kavramlarının her zaman örtüşmeyebileceğini kabul eden modern ürün sorumluluğu anlayışı ile de uyum göstermektedir.
Bununla birlikte öğretide haklı olarak belirtildiği üzere, ürün sorumluluğu bakımından “uygunsuzluk” kavramı salt teknik normlara aykırılık seviyesine indirgenmemeli; ürünün somut olayda makul güvenlik beklentisini karşılayıp karşılamadığı da dikkate alınmalıdır[6].
Gıda ürünleri bakımından teknik düzenleme çerçevesinin merkezinde 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu yer almaktadır. Anılan Kanun’un 21. maddesinde, insan sağlığı için tehlike oluşturan veya tüketime uygun olmayan gıdaların “güvenilir olmayan gıda” sayılacağı ve bu tür gıdaların piyasaya arz edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır. Maddenin 2. fıkrasında, bir gıdanın güvenilir olup olmadığının belirlenmesinde yalnızca üretim aşamasının değil; işleme, dağıtım, piyasaya sunuluş biçimi, etiket bilgileri, sağlık uyarıları ve tüketicinin günlük olağan kullanım koşullarının da dikkate alınacağı belirtilmiştir. Ayrıca, gıdanın insan sağlığına zararlı olup olmadığının değerlendirilmesinde ani, kısa vadeli veya uzun vadeli etkilerin yanı sıra, gelecek nesiller üzerindeki muhtemel sonuçların, birikici toksik etkilerin ve belirli tüketici gruplarının özel hassasiyetlerinin de göz önünde bulundurulacağı düzenlenmiştir. Kanuni düzenlemeden, gıda güvenliğinin, yalnızca görünür ve derhal ortaya çıkan tehlikelerle sınırlı olmadığı; uzun vadeli ve toplumsal etkileri de kapsayan daha geniş bir koruma mantığına dayandığı anlaşılmaktadır[7].
Gıdaların piyasaya arzı bakımından 5996 sayılı Kanun yalnızca genel çerçeveyi çizmekle yetinmemiş; 23. maddesinde Türk Gıda Kodeksi sistemine de yer vererek daha ayrıntılı teknik düzenlemelerin oluşturulmasını öngörmüştür. Nitekim bu sistem aracılığıyla gıdaların bileşimi, ham maddeleri, katkı maddeleri, üretim koşulları, hijyen kuralları, ambalajlama, depolama ve etiketleme gibi insan sağlığıyla doğrudan bağlantılı birçok husus özel düzenlemelere bağlanmıştır. 5996 sayılı Kanun’un 23. maddesinin 5. fıkrasında da, gıda kodeksine aykırı gıda ile gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin üretilemeyeceği, işlenemeyeceği ve piyasaya arz edilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle, bir gıdanın uygunsuz olup olmadığının belirlenmesinde yalnızca genel kanun hükümlerine değil, aynı zamanda Türk Gıda Kodeksi kapsamında çıkarılan özel teknik düzenlemelere de başvurulması gerekir[8].
Gıda ürünlerinde ortaya çıkabilecek uygunsuzluklar, uygulamadaki görünüm biçimleri de esas alınarak dört grupta incelenebilir:
A. Gıdaların İçeriğinden Kaynaklanan Uygunsuzluklar
Bu tür uygunsuzluklar, doğrudan doğruya gıdanın bileşimine ilişkindir. Gıdanın içeriğinde mevzuatın izin vermediği bir maddenin bulunması, izin verilen bir maddenin sınır değerleri aşacak ölçüde kullanılması ya da ürünün doğasına, beyanına veya standardına aykırı biçimde bileşim değiştirilmesi bu gruba girer. Özellikle tağşiş, taklit, yasaklı katkı maddeleri, pestisit kalıntıları, veteriner ilaç kalıntıları, ağır metaller ve toksik bulaşanlar, içeriğe dayalı uygunsuzluğun tipik örneklerindendir. Gıdanın tüketiciye güvenli görünmesi, bu tür uygunsuzlukların mevcut olmadığı anlamına gelmez; çoğu zaman söz konusu aykırılıklar ancak laboratuvar incelemeleri ve resmî denetimler sonucunda ortaya çıkmaktadır.
B. Gıdaların Üretiminden Kaynaklanan Uygunsuzluklar
Gıdanın içeriği teorik olarak mevzuata uygun olsa dahi, üretim sürecinde hijyen
kurallarına uyulmaması, uygun olmayan işleme tekniklerinin kullanılması, üretim hattında kontaminasyon meydana gelmesi veya soğuk zincirin korunamaması sebebiyle ürün uygunsuz hâle gelebilir. Bu bağlamda, 5996 sayılı Kanun’un 21. maddesinde güvenilir olmayan gıdaların piyasaya arzının yasaklanmasıyla birlikte, gıdanın üretim, işleme ve dağıtım aşamalarında ortaya çıkabilecek risklerin de güvenilirlik değerlendirmesine dahil edildiği görülmektedir. 5996 sayılı Kanun’un 22. maddesinde gıda işletmecilerine üretim ve işleme süreçlerinde hijyen kurallarına uyma........
