menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YABANCI MAHKEME KARARLARININ TÜRKİYE’DE TANINMASI VE TENFİZİ

15 0
06.10.2026

YABANCI MAHKEME KARARLARININ TÜRKİYE’DE TANINMASI VE TENFİZİ:

MÖHUK KAPSAMINDA ŞARTLAR, USUL VE UYGULAMADA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Kişilerin, ailelerin ve ticari işletmelerin uluslararası nitelik kazanan ilişkileri, farklı devlet mahkemeleri tarafından verilen kararların başka ülkelerde de hukuki sonuç doğurması ihtiyacını beraberinde getirmiştir. Özellikle son yıllarda yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının sayısındaki artış, yabancı ülkelerde kurulan ticari ilişkiler, yabancılarla yapılan evlilikler, boşanma kararları, nafaka ve tazminat hükümleri ile sınır aşan ticari uyuşmazlıklar, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurmasını daha da önemli hâle getirmiştir.

Ancak bir devlet mahkemesi tarafından verilen kararın, başka bir devletin ülkesinde kendiliğinden Türk mahkemesi kararı gibi hüküm ve sonuç doğurması kural olarak mümkün değildir. Devletlerin egemenlik anlayışının doğal sonucu olarak her devlet kendi yargı makamlarının kararlarına doğrudan icra edilebilirlik gücü tanımaktadır.

Bu nedenle yabancı bir mahkeme tarafından verilen kararın Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi bakımından tanıma ve tenfiz kurumları önem kazanmaktadır.

Türk hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi temel olarak 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hangi şartlarla icra edilebileceğini ve kesin hüküm veya kesin delil etkisinden yararlanabileceğini ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.

Tanıma ve tenfiz kurumu yalnızca teknik bir usul meselesi değildir. Bir yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tanınması veya tenfiz edilmesi; tarafların medeni hâli, mirasçılık ilişkileri, nafaka alacakları, tazminat hakları, ticari alacakları ve Türkiye’deki malvarlıkları üzerinde doğrudan sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu nedenle yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kullanılabilmesi bakımından yalnızca kararın Türkçeye çevrilmiş olması yeterli değildir. Kararın kesinleşmiş olması, gerekli belgelerin usulüne uygun biçimde hazırlanması, yetki, kamu düzeni, savunma hakkı ve karşılıklılık gibi şartların da değerlendirilmesi gerekir.

I. TANIMA VE TENFİZ KAVRAMLARI

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de sonuç doğurması bakımından ilk olarak tanıma ve tenfiz kavramlarının birbirinden ayrılması gerekir.

Tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil etkisine sahip olmasının kabul edilmesi anlamına gelir. MÖHUK’un 58. maddesine göre yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının Türk mahkemesince tespitine bağlıdır. Ancak tanıma bakımından MÖHUK m. 54/1-a’daki karşılıklılık şartı uygulanmaz. Başka bir ifadeyle tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de hukuki varlığının kabul edilmesi sonucunu doğurur.

Örneğin Almanya’da verilen ve kesinleşen bir boşanma kararının Türkiye’de tanınması hâlinde, tarafların Türkiye bakımından da boşanmış olduğunun kabulü mümkün hâle gelir. Bu noktada tanıma ile tenfiz arasındaki en önemli fark ortaya çıkmaktadır: Tanıma, yabancı kararın hukuki sonuçlarının kabul edilmesini; tenfiz ise kararın Türkiye’de icra edilebilir hâle gelmesini sağlar.

MÖHUK’un 50. maddesine göre yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilen ve verildiği devlet hukukuna göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.

Dolayısıyla yabancı mahkeme tarafından verilmiş bir para alacağı kararının Türkiye’de icra takibine konu edilebilmesi için kural olarak öncelikle tenfiz kararı alınması gerekir.

* Fransa’daki bir mahkeme 100.000 Euro’nun ödenmesine karar vermişse,

* karar Fransa hukukuna göre kesinleşmişse,

* borçlunun Türkiye’de malvarlığı bulunuyorsa,

alacaklının doğrudan yabancı mahkeme kararını Türk icra dairesine sunarak icra takibi başlatması kural olarak yeterli değildir. Öncelikle Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir.

Tenfiz kararının verilmesiyle yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemelerinden verilmiş bir ilam gibi icra edilebilir hâle gelir. MÖHUK m. 57 açıkça tenfizine karar verilen yabancı ilamların Türk mahkemelerinden verilmiş ilamlar gibi icra olunacağını düzenlemektedir.

III. TANIMA VE TENFİZ ARASINDAKİ TEMEL FARK

Uygulamada en sık karşılaşılan hatalardan biri, tanıma ve tenfizin aynı hukuki sonucu doğurduğunun düşünülmesidir. Oysa iki kurum arasında önemli bir fark bulunmaktadır.

Yabancı kararın Türkiye’de kesin hüküm/kesin delil etkisinin kabulünü sağlar. Yabancı kararın Türkiye’de icra edilmesini sağlar.

Esas olarak bir eda hükmünün icrasını amaçlamaz. Eda hükmünün icrası söz konusudur.

Boşanma kararlarında sık görülür. Para, tazminat, nafaka gibi eda hükümlerinde önemlidir.

Kararın hukuki varlığı ve etkisi kabul edilir. Karara cebri icra kabiliyeti kazandırılır.

Bununla birlikte MÖHUK sisteminde tenfiz kararı verilen yabancı mahkeme kararının aynı zamanda tanınmış olduğu kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizinde bu iki kurum arasındaki ilişkiye işaret etmektedir.

Bu nedenle özellikle eda hükmü içeren kararlar bakımından yalnızca tanıma talep edilmesi yerine, kararın niteliğine göre tanıma ve tenfiz talebinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

IV. TANIMA VE TENFİZ DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

MÖHUK m. 51 uyarınca yabancı mahkeme kararlarının tenfizinde görevli mahkeme ASLİYE HUKUK Mahkemesidir. Yetki bakımından ise öncelikle kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

Türkiye’de yerleşim yeri bulunmuyorsa kişinin sakin olduğu yer mahkemesine başvurulabilir. Türkiye’de yerleşim yeri veya sakin olduğu yer de bulunmuyorsa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde dava açılabilir.

Burada önemli bir husus bulunmaktadır.

Yabancı mahkeme kararının konusu örneğin boşanma, vesayet, nafaka veya ticari alacak olabilir. Ancak yabancı mahkemenin karar verdiği uyuşmazlığın niteliği, MÖHUK m. 51 anlamında görevli mahkemenin belirlenmesinde esas alınmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da yabancı mahkeme kararının niteliğine bakılmaksızın tanıma ve tenfiz bakımından görevli mahkemenin Asliye Mahkemesi olduğunu kabul etmektedir. Bu yönüyle tanıma ve tenfiz davası, yabancı mahkemenin karar verdiği uyuşmazlığın esasına ilişkin ikinci bir dava değildir.

V. YABANCI MAHKEME KARARININ KESİNLEŞMİŞ OLMASI

Tenfizin en temel şartlarından biri yabancı mahkeme kararının, kararın verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş olmasıdır. MÖHUK m. 50 açık biçimde yabancı mahkemeler tarafından hukuk davalarına ilişkin olarak verilen ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların tenfiz edilebileceğini düzenlemektedir. Bu nedenle yalnızca karar örneğinin sunulması çoğu durumda yeterli değildir.

Uygulamada yabancı mahkeme kararının:

1. Aslı veya usulüne uygun onaylı örneği,

2. Kesinleştiğini gösteren belge,

3. Gerekli hâllerde apostil veya ilgili konsolosluk tasdiki,

4. Türkçe yeminli tercümesi,

5. Tercümenin usulüne uygun onayı gibi belgelerinin hazırlanması önem taşımaktadır.

Özellikle “karar kesinleşmiştir” ibaresinin kararın üzerinde bulunmadığı sistemlerde, ayrıca kesinleşme belgesinin alınması büyük önem taşımaktadır.

VI. APOSTİL VE YABANCI MAHKEME KARARLARI

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de kullanılmasında en çok karşılaşılan konulardan biri de apostildir. 5 Ekim 1961 tarihli Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Hakkında Lahey Sözleşmesi, taraf devletlerde düzenlenen belirli nitelikteki resmi belgelerin diğer taraf devletlerde kullanılabilmesini kolaylaştırmaktadır.

Lahey Apostil Sözleşmesi günümüzde 130 akit devleti kapsamaktadır. (HCCH) Apostilin temel amacı, belgenin içeriğinin doğruluğunu tasdik etmek değildir.

* belgedeki imzanın gerçekliği,

* imzayı atan kişinin sıfatı,

* gerektiğinde mühür veya damganın gerçekliği

bakımından belgenin yabancı ülkede kullanılmasını........

© Hukuki Haber