menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVALARINDA TEORİK VE PRATİK SORUNLAR

3 1
02.02.2026

I. Giriş: Mülkiyet Hakkı ve Tapu Sicilinin Güvenilirliği İlkesi

Mülkiyet hakkı, Anayasa'nın 35. maddesi ile güvence altına alınmış, kişiye eşya üzerinde en geniş yetkileri veren ayni haktır. Türk hukuk sisteminde taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, kural olarak tescil ile mümkündür (TMK m. 705). Tapu sicili, devletin sorumluluğu altında tutulan ve taşınmazlar üzerindeki hakların açıklığını sağlayan resmi bir sicildir. TMK'nın 1023. maddesi uyarınca, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. Bu ilke, "tapuya güven ilkesi" olarak adlandırılır.

Ancak, bu güven ilkesi mutlak değildir. Tescilin geçerli bir hukuki sebebe dayanmaması (illilik ilkesi), işlemin kurucu unsurlarında eksiklik bulunması, ehliyetsizlik, muvazaa veya irade bozukluğu gibi hallerde, şeklen var olan tescil, maddi hukuk açısından hüküm ifade etmez. İşte bu noktada "yolsuz tescil" kavramı ortaya çıkar. Yolsuz tescilin düzeltilmesi ve sicilin gerçek hak durumuna uygun hale getirilmesi amacıyla açılan tapu iptali ve tescili davaları, hem maddi hukuk kurallarının hem de usul hukuku prensiplerinin en yoğun tartışıldığı alanlardan biridir. Bu makalede, uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar; muris muvazaası, vekalet görevinin kötüye kullanılması, inançlı işlemler ve aile konutu şerhi ekseninde detaylı olarak incelenecektir.

II. Muris Muvazaası: Miras Hukuku ile Eşya Hukukunun Çatışma Alanı

Uygulamada en sık rastlanan tapu iptal davası türü, halk arasında "mirastan mal kaçırma" olarak bilinen muris muvazaasına dayalı davalardır. Bu davaların hukuki dayanağını 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (İBK) oluşturur.

A. Hukuki Niteleme ve Unsurlar

Muris muvazaası, niteliği itibariyle "nispi muvazaa" türüdür. Burada mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazını, tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı bir işlemle devretmektedir. Bu durumda ortada iki işlem vardır:

1. Görünürdeki İşlem (Satış): Tarafların gerçek iradesine uymadığı için muvazaa nedeniyle geçersizdir (TBK m. 19).

2. Gizli İşlem (Bağış): Tarafların gerçek iradesine uymasına rağmen, kanunun öngördüğü şekil şartlarını (resmi senet) taşımadığı için geçersizdir.

B. Uygulamada Karşılaşılan İspat Sorunları

Muris muvazaası davalarında en büyük sorun, mirasbırakanın gerçek iradesinin tespiti noktasında düğümlenmektedir. Yargıtay, bu iradenin tespitinde belirli kriterler geliştirmiştir:

• Ülke ve Yöre Gelenekleri: Özellikle erkek çocuğa mal bırakma eğilimi gibi sosyolojik faktörler.

• Mirasbırakanın Mali Durumu: Mal satmaya ihtiyacı olup olmadığı.

• Taraflar Arasındaki İlişki: Beşeri ilişkiler, dargınlıklar veya minnet duyguları.

• Satış Bedeli ile Gerçek Değer Arasındaki Fark: Tek başına muvazaa kanıtı olmamakla birlikte, en güçlü karinelerden biridir.

Uygulamada sıkça yapılan hata, sadece bedel farkına odaklanmaktır. Oysa Yargıtay, mirasbırakanın minnet duygusuyla hareket ederek sembolik bir bedelle satış yapması durumunda dahi, asıl amacın mal kaçırmak değil, minnet duygusunu ifade etmek olduğunu kabul edebilmektedir. Bu nedenle, her somut olayın kendi dinamikleri içinde değerlendirilmesi gerekir.

C. Saklı Pay Sahibi Olmayan Mirasçıların Durumu

1974 tarihli İBK uyarınca, saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar bu davayı açabilir. Bu durum, tenkis davasından farklı olarak, mirasçılara daha geniş bir koruma sağlar. Ancak, mirasbırakanın sağlığında yaptığı paylaştırma (denkleştirme) amacı........

© Hukuki Haber