Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türk Yargısı Bakımından Bağlayıcılığı: Uluslararası Hukuk ve Anayasal Düzen Perspektifinden Bir İnceleme
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Türk yargısı bakımından bağlayıcılığı, yalnızca “AİHM kararları iç hukukta aynen uygulanır mı?” sorusuna indirgenemeyecek kadar çok katmanlı bir konudur. Bu makalede bağlayıcılık; (i) uluslararası hukuk bakımından AİHS m.46 çerçevesinde “taraf devletin ihlali giderme yükümlülüğü”, (ii) anayasal hukuk bakımından Anayasa m.90’ın milletlerarası andlaşmaların konumu ve yargısal yorum üzerindeki etkisi ve (iii) iç hukukta ihlalin giderilmesini sağlayan usul mekanizmaları (CMK m.311, HMK m.375, 6216 sayılı Kanun m.50) üzerinden incelenmektedir. Sonuç olarak AİHM kararları; bir yandan inter partes bağlayıcılık doğurup devletin ihlali giderme ve tekrarını önleme yükümlülüğünü tetiklerken, diğer yandan Türk iç hukukunda normları kendiliğinden ilga eden bir “üst mahkeme kararı” niteliği taşımaz. Bunun yerine, AİHM kararları Türk yargısı için güçlü bir yorum standardı ve ihlalin giderimi için yeniden yargılama/iade gibi yolların hukuki sebebi olarak kurumsallaşmıştır.
1. Giriş: “Bağlayıcılık” Kavramı ve Yanlış Eşdeğerlikler
AİHM kararlarının bağlayıcılığından söz ederken, iki farklı “bağlayıcılık” türünü birbirine karıştırmamak gerekir:
1) Uluslararası bağlayıcılık (devlet sorumluluğu bağlamı): Devletin, taraf olduğu davada AİHM’nin kesinleşmiş kararına uyma yükümlülüğü ve ihlali giderme zorunluluğu. Bu, tipik olarak “ihlalin ortadan kaldırılması” ve “benzer ihlallerin tekrarını önleyici genel tedbirler” gibi sonuçlar doğurur.
2) İç hukuk bağlayıcılığı (yargısal uygulama bağlamı): Ulusal mahkemelerin önlerine gelen uyuşmazlıklarda AİHS’yi ve AİHM içtihadını ne ölçüde dikkate alacağı; kararların ulusal normlar karşısındaki konumu; ulusal yargı kararlarının akıbetini değiştirip değiştiremeyeceği; yeniden yargılama/iade gibi mekanizmaları tetikleyip tetikleyemeyeceği.
Türk hukukunda “AİHM kararı = iç hukuktaki kanunu otomatik olarak kaldırır” şeklindeki yaklaşım, Anayasa Mahkemesi’nin norm denetimi içtihadı ile bağdaşmaz. Buna karşılık “AİHM kararları yalnızca tavsiye niteliğindedir” şeklindeki yaklaşım da hem AİHS sisteminin mantığıyla hem de iç hukukta kabul edilen usul mekanizmalarıyla uyumlu değildir. Doğru değerlendirme; AİHM kararlarının uluslararası düzlemde bağlayıcı, iç hukukta ise (i) yorum standardı, (ii) ihlali giderme yükümlülüğünü somutlaştıran araçların hukuki sebebi, (iii) devlet organlarını yönlendiren normatif referans niteliği taşıdığı yönündedir.
2. Uluslararası Hukuk Boyutu: AİHS Sistemi İçinde AİHM Kararlarının Bağlayıcılığı
2.1. AİHS m.46 Mantığı: “Uyma Taahhüdü” ve Sonuçları
AİHS sistemi, klasik bir “temyiz mahkemesi” modeli kurmaz. AİHM; ulusal mahkemelerin yerine geçerek delil takdiri yapan bir üst derece yargı mercii değildir. Ancak AİHM’nin ihlal kararı verdiği durumda devletin uluslararası sorumluluğu tespit edilmiş olur ve devletin bunu gidermesi beklenir.
Bu bağlamda “bağlayıcılık”, bir iç hukuk normunun yürürlükten kalkması gibi otomatik bir sonuç değil; devlete yönelmiş bir yükümlülük doğurur. Bu yükümlülük iki ana kümede özetlenebilir:
• Bireysel tedbirler: İhlale uğrayan kişinin durumunun mümkün olduğunca ihlal öncesine döndürülmesi (restitutio in integrum yaklaşımı), yeniden yargılama, yeniden değerlendirme, sonuçların ortadan kaldırılması vb.
• Genel tedbirler: Benzer ihlallerin tekrarını önlemek üzere mevzuat değişikliği, idari uygulama değişikliği, yargısal içtihat uyarlaması, eğitim ve kurumsal reformlar vb.
Türk iç hukukunun, AİHM ihlal kararına “yeniden yargılama/iade” yolu tanıması, uluslararası yükümlülüğün iç hukukta karşılık bulmasının en görünür örneklerindendir (CMK m.311/1-f, HMK m.375/1-i).
2.2. Kararların Etki Alanı: Inter Partes Etki, Emsal Değeri ve İçtihat Standardı
AİHM kararları kural olarak taraf devlet açısından, taraf olduğu davada bağlayıcı etki doğurur. Bununla birlikte AİHM içtihadı, Sözleşme hükümlerini somutlaştırdığı için, fiilen “ortak standart” üretir. Bu nedenle Türk yargısı, yalnızca Türkiye aleyhine verilen kararları değil; Sözleşme maddelerinin yorumunu netleştiren genel içtihat çizgisini de gözetmek durumundadır.
Bu nokta, iç hukukta “AİHM içtihadı = kanun” demek değildir; ancak “AİHS’nin doğru anlaşılması” bakımından AİHM içtihadı pratik olarak vazgeçilmezdir. Yargıtay’ın ve AYM’nin kararlarında AİHM içtihadına atıf yapılması, bu standardın iç hukukta “yorum ölçütü” olarak konumlandığını gösterir.
3. Anayasal Boyut: Anayasa m.90 ve AİHM Kararlarının İç Hukuktaki Konumu
3.1. Anayasa m.90’ın Fonksiyonu: Andlaşma–Kanun Çatışmasında Öncelik
Türk hukukunda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı........
