Ödeme acısını susturan dijital anestezi
Evde kahve demleme ritüelleri son dönemde çok popüler. Ben de geçen akşam internette gezinirken çok beğendiğim keten kahve filtresini ve ahşap tasarım standını gördüm. Kart numaram zaten kayıtlıydı, parmağımı ekrana dokundurdum ve işlemi tamamladım. Sadece iki saniye. Ne cüzdanımdan çıkan nakit banknotları gördüm ne de eksilen paranın ağırlığını hissettim. Sadece dijital bir onay ekranı...
Hemen hepimiz ‘nitelikli yaşam’ isteğiyle aslında hiç ihtiyacımız olmayan yan ürünleri, işte bu kadar kolay satın alıveriyoruz… Peki ama cüzdanımdan o rakamlar eksilirken neden içimde en ufak bir pişmanlık ya da kayıp hissi uyanmamıştı? Bu finansal hissizliğin arkasında ne yatıyordu? Sorunun cevabını ararken kendimi davranışsal iktisat ve nöro-ekonomi kitaplarının arasında buldum. En temel anlatımla dijital harcamalarda ve kredi kartlarında, beyindeki acı merkezi tamamen sessiz kalıyor. İki saniyelik dijital onay ekranı, beynimizin acı çekmesini engelliyor; geriye sadece anlık bir dopamin salgısı kalıyor. Nöro-ekonomistler Drazen Prelec ve George Loewenstein’ın tezine göre; insanlar nakit parayla ödeme yaparken beyinlerindeki fiziksel acı ve tiksinme anında uyarılan yer olan insula bölgesi acıyla sinyal verir. Buna ‘ödeme acısı’ diyorlar. Bu iddiayı da beyin görüntüleme testleriyle ulaştıkları çarpıcı sonuçlara bağlıyorlar: Nakit para harcarken beynimizde fiziksel bir acı merkezi tetikleniyor.
‘Zihinsel muhasebe’ kavramının babası olarak nitelenen Nobel Ödüllü Davranışsal İktisatçı Richard Thaler ise insanların parayı tek bir bütün olarak görmediğini, zihninde farklı sanal ceplere böldüğünü söylüyor. Nakit para ‘mutfak masrafı, fatura’ gibi gerçek ceplere aittir, yani cüzdanımızdaki nakit paranın bir sınırı ve kimliği vardır. Ekranda dijital cüzdandaki veya kredi kartındaki limitler ise beyinde ‘oyun parası’ ya da ‘gelecekteki paranın gücü’ gibi konumlanır. Dokunmatik ekranlar bu zihinsel bariyerleri tamamen yıkar.
Davranışsal iktisadın popüler ismi Dan Ariely’nin dediği gibi; harcama eylemi ile harcama anı arasındaki fiziksel bağı kopardığımızda, beynimiz neyi tükettiğini tam olarak algılayamıyor. Ariely, ‘Akıldışı Ama Öngörülebilir’ başlığıyla Türkçeye çevrilen kitabında; parayı fiziksel olarak vermediğimizde harcama bilincimizin nasıl kaybolduğunu kanıtlamak için MIT’de yaptığı meşhur deneyi anlatır. Ortak buzdolabına altılı kola kutuları ve yanına da içinde nakit dolar olan tabaklar koyar. Öğrenciler dolardan tek bir sent bile çalmazken, kolalar saatler içinde tükenir. Çünkü kola ‘para’ gibi hissettirmez.
Ve büyük hipnoz da burada başlıyor aslında. Beynimiz; büyük bir ev ya da araba alırken günlerce düşünür ve 'ödeme acısını' sonuna kadar hisseder. Ancak 'altı üstü birkaç yüz lira' diyerek gün içinde defalarca ekrana dokunduğumuz o küçük, masum harcamalar karşısında tamamen savunmasızdır. Finansal anestezinin esas tehlikesi; büyük harcamalarla değil, bizi bu küçük ve görünmez sızıntılarla batırmasıdır.
Tıp dünyası acıyı yok etmek için anesteziyi keşfettiğinde, insanlık önemli bir eşikten geçmişti. Finans dünyası da insan beyninin harcama yaparken hissettiği 'kaybetme acısı' gerçeğini yok etmek için kendi anestezi cihazını icat etti; kredi kartını. Normalde nakit harcarken beyinde fiziksel bir acı tetiklenir; çünkü insan doğası gereği elindekini kaybetmekten canı yanar. Plastik kart ve temassız ödeme, o sinir uçlarını keserek bizi finansal bir hissizliğe sürükler. Kredi kartı, finansal sistemin cüzdanımıza yaptığı epidural iğnedir sanki. Kartı her dokundurduğumuzda finansal sinir uçlarımız uyuşturulur; böylece canımız yanmadan, kan........
